Buradayız Ahparig!

BW_hrant_NY_02

19 Ocak 2014, Hrant Dink’in katledilişinin yedinci yıldönümü.
Bizler yedi yıldır mahkemeleri, salonları ve sokakları dolduruyor, adalet istiyoruz. Katilleri biliyoruz. Onlar yedi yıldır katilleri birlikte korudular, birlikte susuyorlar.

Yolsuzluklar ortaya döküldükçe görüyoruz ki iktidar savaşında taraflar yer değiştiriyor ama “milli ittifak” devam ediyor. Bizler “vur” diyenler yargılanmadıkça ve esas sorumlular ortaya çıkarılmadıkça adalet talebimizi sürdüreceğiz. Her 19 Ocak’ta, dünyanın neresinde olursak olalım eşit yurttaşlar olarak eşit haklarla yaşayacağımız, hukukun üstün olduğu bir Türkiye talebimizi seslendirmekten vazgeçmeyeceğiz. Suça seyirci kalarak ona ortak olmayacağız.

Hrant için, adalet için, “Buradayız AHPARİG!” demek için; insanın kendi olma hakkını hiçe sayan otoriter, baskıcı, şöven ve şiddet yüklü devlet aklını sorgulamak, bundan payımıza düşeni anlamak ve bununla yüzleşmek için 19 Ocak`ta Hrant`ın bütün sevenlerini buluşmaya çağırıyoruz.
Geziniyoruz NYC

“Gerçek hakem, halklar ve onların vicdanlarıdır. Benim vicdanımda ise hiçbir devlet erkinin vicdanı, hiçbir halkın vicdanı ile boy ölçüşemez.”
Hrant Dink

Reklamlar

Doğum Günün Kutlu Olsun Berkin Elvan! Seni Bekliyoruz

14 yaşındaki lise öğrencisi Berkin Elvan 16 Haziran 2013 saat sabah 8’de bakkala gitmek için evden çıktı. İstanbul Okmeydanı’nda Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’nde Gezi eylemleri boyunca orantısız şiddet uygulayan polislerden birinin attığı gaz fişeğiyle başının arkasından yaralandı, beyin kanaması geçirdi. O günden beri Okmeydanı SSK Hastanesi’nde bilinci kapalı bir şekilde yatıyor.
Berkin_iyikidogdun
Polis hastaneye gelip Berkin’in delil niteliğindeki elbiselerine el koymayı denedi. 25 Haziran’da ailesinin sorumluların bulunması ve, işkence ve insan öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmaları için verdiği dilekçeye 25 gün boyunca işlem yapmayan savcılık, suçlamayı TCK’nın 256/1. maddesi uyarınca “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” olarak değiştirdikten sonra, ancak 10 Temmuz’da kamera kayıtlarını talep etti. 25 Temmuz’da polis ne güvenlik, ne de MOBESE kamerası kaydı olmadığı yanıtını verince o gün o sokakta görev yapan polislerin kaydı istendi. 25 Eylül’de Emniyet, Berkin’in vurulduğu sokakta görevlendirilmiş polis olmadığı yanıtını verdi. Okmeydanı’nda görev yapan tüm polislerin ismi talebine ise henüz yanıt vermiş değil. Savcılar sorumlu polis memurlarını bulmak yerine tanıklık yapanlara “Berkin’in elinde o gün torpil ya da molotof kokteyli var mıydı” gibi sorular sormakla, Berkin lehine tezahürat yapanları terörist olmakla itham etmekle, Berkin’le ilgili haber yapan bazı gazetecilere 6 tane dava açmakla uğraştılar.

Polis, Berkin’e destek için gösteri hakkını kullanan ve basın açıklaması yapmak isteyen vatandaşlara 31 Temmuz’da Taksim’de ve 16 Kasım’da Çağlayan Adliyesi’nin önünde şiddet uyguladı. Kendi işledikleri suça vatandaşların gösterdiği haklı tepkiyi kaba kuvvetle bastırmaya çalıştı. Aile fertlerine saygısızlık etti ve akrabalarını darp etti. Berkin 203 gündür uyuyor. Bugüne kadar 4 önemli ameliyat geçiren Berkin’in sağlık durumu ne yazık ki hala belirsizliğini sürdürüyor.

Berkin’e destek olmak için 6 Ocak’ta tüm liselerin, üniversitelerin, dershanelerin tahtasına “İyi ki Doğdun Berkin!” yazıyoruz.
Geziniyoruz NYC

Dün Gezi, Gülsuyu; Bugün ODTÜ: Kentsel Tecavüzlere Karşı Yaşam Alanlarımızı Savunmalıyız

ODTU_yesilYaşam alanlarımız mevcut siyasi iktidar aklının tüm kurumları tarafından ciddi bir tehdit altında. Bu akıl karanlık, intikamcı yüzünü daha önce Gezi Parkı’nda olduğu gibi bu kez de ODTÜ’de ve yine gaz-toz-duman arasında gösterdi.

ODTÜ’de yol açma bahanesi ile yaşanan ve halen yaşanmakta olan şey bir “kentsel tecavüz” vakasıdır. Gece karanlıkta, gözlerden uzakta, kalabalık ve alelacele yapılmıştır. Üstelik bu tecavüze bir bedel dahi biçilmeye çalışılmıştır. Yol yapılmaya çalışılan ve binlerce ağacı bir gecede yok edilen alan bir üniversitenin kampüs alanıdır ve hiç bir iktidarın keyfi ve hoyrat uygulamalarının nesnesi olmamalıdır.

Mevcut siyasi iktidar aklının bir diğer hedefi ise “üniversitelerin özerkliği fikri”dir. Bu ise üniversitenin nesnel olmayan üretimlerinin olduğu kadar sahip olduğu fiziksel varlıklarının da özerkliğidir. Bu anlamıyla ODTÜ kampüsüne yapılmakta olan müdahale aynı zamanda Türkiye üniversitelerinin özerkliği fikrinden elimizde ne kaldiysa ona yapılmaktadır.

Özetle, uygulanan gerilim politikaları devlet şiddetini normalleştirirken, buna karşı duruşları kriminalize etmekte ve marjinallik söylemi ile toplumdan yalıtmaya çalışmaktadır. ODTÜ ise üzerine yapıştırılmaya çalışılan “modern eşkıya” yaftası ile bu sürecin dışında değildir.
Bu gidiş tersine çevrilmelidir. Yaşam alanlarımızda uygulanan devlet şiddeti olağandışı ve kabul edilemez, bu şiddete karşı durmak ve direnmek ise olağan ve vatandaşlık hukukundan gelen doğal haktır.

Bizler üniversitelerin özerkliği fikrini tümden ayaklar altına alan, kentsel tecavüze bedel biçen, şiddetini normalleştirip buna karşı durmayı kriminalize eden mevcut siyasi iktidar aklının ve bu akla bir alternatif oluşturma kapasitesinden yoksun güncel kurumsal siyaset anlayışının çıkmaz sokak olduğunu görüyor ve karşı çıkıyoruz. Tüm bunlardan azade yeni dillerle ve yeni yaşam pratikleriyle mümkün kılınacak bir yol arayışına olan inancımızı yineliyoruz.

SeyyarForum
GEZIniyoruz NYC
Ottawa Gezi Platformu

Tayfun Gönül'ü Kaybettik…

Tayfun Gönül’ü kaybettik. Bu topraklarda vicdani red hareketini ve anarşizm düşüncesini ilk kez gündeme taşıyan, kimseye biat etmeyen kimseden de müdana beklemeyen, bildiği inandığı gibi yaşayan, ne güzel insandı Tayfun Gönül. Davetsiz Misafir’de de yayımladığımız Gediz Akdenizle beraber yazdığı bir yazısında “hayatı sevmekle bu dünyaya kazık kakmak isteği birbirinden tamamen farklıdır; hayatı gerçekten sevenler günü geldiğinde de gözlerini huzur içinde kapatırlar; hayatın medikalize edilmesine olduğu kadar ölümün hospitalize edilmesine de karşıyız; herkesin evinde dostları arasında ölme hakkı vardır” demişti. Öyle de öldü Tayfun, hastanelerden uzakta ve dostları arasında. Yine de sormadan edemiyor insan, neden iyiler hep daha az kalıyor bu dünyada?

Tayfun Gönül ve Gediz Akdeniz’in ilgili yazısı için bkz:
“Tıpta Ölümle Barışmak” -Tayfun Gönül ve Gediz Akdeniz-

Efendisiz Halklar: Bir Anarşi Antropolojisi

efendisiz_halklarYazar: Harold Barclay
Çevirmen: Zarife Biliz

“30 yılı aşkın antropoloji öğretme tecrübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğunu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş çoğulcu toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı ortaçağ toplumunun birliği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. Barcley bu kitabında Aborijinlerden Pigmelere, Eskimolardan Santallara, Kızılderililerden Berberileree kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.”

Bu eser Ocak 2010’da Versus Yayınları tarafından yayımlanmış olup, baskısının tükenmesinin ardından anarşist kuramın ilkelerine uygun bir zihniyetle, çevirmeninin kararı ve yazarının onayıyla “açık kaynak” olarak internette ücretsiz kullanıma sunulmuştur. Okurların alıntı yaparken gerek yazarın, gerekse çevirmenin emeğine saygı göstererek, kaynak belirtmesi rica edilir. Bu eser ticari amaçlarla kullanılamaz. — Zarife Biliz

Kitabın tamamını indirmek için: Efendisiz Halklar

Qijika Reş Dergisi'nin 4. Sayısı Çıktı

İçindekiler / Naverok

-Şark, Ya Da Doğu ‘Ora’ Kadınlarının Evi – Evrim Alataş
-Savunma Uzmanlarının Rasyonel Dünyasında Cinsiyet ve Ölüm – Carol Cohn
-Doğu-Batı İkileminde Cinsiyete Dayalı Kimlik Politikaları – Lêlav Zorîp
-Nedir Gerçekten Anarkafeminizm?
-Önderliğin Feminizmle İmtihanı – Zozan Özgökçe
-8 Mart Üzerine Düşünceler – Emine Özkaya
-Kesintili Degil Sürekli Praksis – Serpil Odabaşı
-İki Yüzlülük Karnemizde Orospu / Û – Rû-Spî – Leyla Sara
-Herstory! – Reni Perker
-Kewgirî û dengbêj Emê Gozê – Nali Piroz
-Dişi Kaplumbağa Kuşun İlk Uçuş Denemesi – Zelal Özgökçe
-Bu Sayı Bir Lütuf Mu – R&Z
-Kutsal Melek Anne ve Hain Şeytan Orospu Arasında Bıkkın Salınım – Gülkan Ahıska
-Cinsiyetçiliğe Kardeş Geldi Ahlakçılık – Aylin Çelik
-Godot Gelmişti Şimdi Sıra Barbarlarda – Xezal N. Karaağar
-Düşünüyorum – Ulviye Mevlan
-Tarihten Bugüne Kürt Giysileri – Nevin Güngör Reşan
-Orada Bir Yerden Bahset Bana – Deniz İlgin
-Nehirdaşlar – Girê Bêmırazan
-Bu Adalet Kimin? – Lale Çuyrak
-Eril İktidarın Çatlaklarından Sızan Özgürlük – Ramazan Kaya
-Devlet Baba ve Arketip Baba – Hemail Miran
-Alçaklığın Modern Tarihi – Tarık Aygün
-Leyla Qasim – Hüseyin Kaytan
-Anarşist Öznellikler ve Modern Öznellik – Daniel Colson
-Doğal Yaşam, Başkaldırı ve Anarşi – Ednan Şur
-Arap Dev-R-eformlarının Paradoksları – Asef Bayat
-Beden, Direniş ve Sanat – Mehmet Oruç
-Yürek Lal – Burcu Ezgi Açıkgöz
-Nêrgizname – Dilek Akkuş
-Holywood’dan Paradigmanın İflasına Bir Ayna: Kimliksiz – Rawin Sterk
-Press Filmi Üzerine – Adnan Çelik
-Feminist Kitaplık

Qijika Reş Dergisinin 3.Sayısı Çıktı

İsyan ve yaşam arzusuyla yüklü tüm topraklara ve tüm direniş öznelerine merhaba…

Dünyanın farklı topraklarında iktidara, kapitalizme, savaşa, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe karşı süren direniş dalgalarının soğuk kış mevsimini ısıttığı, geleceğe yeni umut kapıları açtığı bir zamandan geçiyoruz. İngiltere’de öğrencilerin başlattığı isyan, Tunus’ta bir halk devriminin ayak seslerine dönüşen başkaldırı, Ankara Üniversitesi SBF’deki yumurtalı eylem, Kürt hareketinin ‘demokratik özerklik’ projesiyle Kürdistan’da otonomunu yaratma hamleleri, İmparatorluk’un pürüzsüz iktidarına, sürtünmesiz kapitalizme meydan okuyan hareketlerin gün geçtikçe artacağının coşkulu müjdesidir.

Qijika Reş Dergisinin, ‘örgütlü kötülük dünyası’na karşı radikal bir isyan çağrısıyla başlattığı özgürlük yürüyüşü üçüncü yokuşu da geride bırakarak devam etmektedir. Qijika Reş Dergisinin ilk iki sayısıyla neleri politik ifade alanının kıyısına ittiğini, vaat ettiklerinin ne kadarını başarabildiğini kuşkusuz ilerleyen sayılarda daha iyi göreceğiz. Her politik söylemin kendi özerk taleplerini dayattığı bir çizgide olmak yerine, farklı radikal söylem alanları arasında bir tartışma platformu olma konumumuzu ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz. Yani Qijika Reş Dergisi, kanatlarını önyargısız dünyalar üzerinde açmaya ve her isyan mekânına uğramaya devam edecektir. Soluğumuzu güçlendiren itki, Qijikin ehlileşmeye uygun olmayan doğasından gelmektedir. Derginin siyasal tezahürlerinin yarattığı beklentiler daha nitelikli, daha ufuk açıcı bir içerikte olmasını sağlama çabamızı da kuşkusuz yoğunlaştırmaktadır. Derginin mutfağında doğrudan yer almayan, uzak kentlerde yaşayan özel dostların görünmez emekleri, derginin varoluşunda, dağıtımında, derginin sesinin ses bulmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu özel yoldaşlara yoğun emeklerinden ötürü müteşekkiriz.

Qijika Reş Dergisinin bu kapsamlı sayısında, devrim denilen çağlayana farklı toprakları dolanarak dökülen karşı-söylemleri duyulur kılmaya ve anarşist-radikal bir politikanın bu topraklardaki potansiyeli, sınırları üzerinden sözü eğip bükmeden konuşmaya, tartışmaya çalıştık. Radikal bir özgürlük politikasının yaşadığımız topraklarda karşılık bulabilmesinin imkânlarını değerlendirdiğimiz bu sayıda özellikle güncel önemini koruyan özerklik konusunda eteklerimizdeki bütün taşları döktük diyebiliriz. Otonom siyasetin tarihsel deneyimleri ışığında otonomu mümkün kılan koşulların nasıl yaratılacağı ve Ulus temelli modern egemenlik projesinin araç ve yöntemleriyle, devletsiz bir otonom politika arasındaki kaçınılmaz çatışma ve çelişkilere heybemizdeki düşler, düş(ünüşler) doğrultusunda dikkat çekmeye çalıştık. Ayrıca Kürt siyasetinde son dönemde komünalist, anarşist düşünce okumalarının tekabül ettiği siyasal algının eleştirel bir analizini yaparak bu konuda olmasını umduğumuz verimli bir tartışmayı kışkırtmaya çalıştık. Cumhuriyetin inşa sürecinde milliyetçi rüzgârdan nasibini alan bazı Türk kadın figürlerinin yeniden ürettikleri resmi feminist politikanın, Türk ve Müslüman olmayan kadınların emek ve örgütlenmelerini nasılda görünmez kılmaya çalıştığını, ayrımcı siyasetin feminizme sirayet eden tarihsel pratiklerin ve söylemlerin soykütüğünü çıkarmaya uğraştık. Kürt Vicdani Red hareketiyle başlayan vicdani red ve anti-militarizm bağlamında farklı bir pencereden bakarak, etkisiz klişelere dönüşen söz ekonomisinden tasarruf ettik. Yine dil ve kimlik hakları için yürütülen politikaların iktidarla olan pazarlık açmazlarına ve bu konuda alternatif yol ve yordamın ne olduğu konusundaki tartışmalara, muhalif söylemlere bu sayıda da sayfalarımızı açmaya devam ettik. Gelecek Mart sayısını feminist bir dosya olarak sadece kadın yoldaşların hazırlayacağını ve bu sayıda sözüne ve kalemine güvenen her kadının katkılarını ve bizimle dayanışmasını beklediğimizi belirtmek isteriz.

“Kürdistan’da Anarşist bir devrime olan inancımız ve özgürlük rüyamız bu topraklardaki bütün toplumsal mücadelelerin nihai yenilgisinde bile son bulmayacaktır. Herkesin eşit ve özgür olduğu bir geleceğe yönelik arzumuza, dünyanın sonundan başka hiçbir şey son veremez. Devrimin ‘gelecekteki şimdi’sini kurma mücadelemiz, iktidara talip tüm siyasi hareketlerden ve öznelerden bağımsız olarak devam edecektir. Ya özgürlüğü birlikte yaratacağız ya da toplumsal bedenden kopmuş ayrı politik organlar olarak kendi otonomumuzu inşa etme yolculuğumuzu birkaç düşperestin yalnız serüveni şeklinde de olsa sürdüreceğiz. Devrim, tarihin aşkın öznelerini beklemeden, Derrida’nın tanımıyla “tarihin olağan akışında, olanaksızı gerçekleştirme, mevcut düzeni programlanamaz olaylar temelinde sekteye uğratma amaçlı bir kesinti, radikal bir durak”tır. Belki de kaybettiğimizi sandığımız şey, hiç sahip olamadığımızı keşfettiğimiz anda saklıdır”.

İçindekiler / Naverok

-Komünalist Proje – Murray Bookchin
-Kürdistan’da Radikal Bir Politikanın İmkânları Üzerine – Ramazan Kaya
-Devrim – Felix Guattari
-‘Öcalan Anarşizmi’ne Anarşik Bir İtiraz – Sami Görendağ
-Demokratik Özerklik ya da Bardağın Dolu Tarafı – Gazi Bertal
-Gustav Landuer’in Komüniter Anarşizmi – Larry Gambone
-Politikayı Yeniden Tanımlarken – Işık Ergüden
-Anarşizm ve Kimlik Politikaları – Alişan Şahin
-Wêjeya Honaka Zanistî û Ûtopyaya Kurdî – Mîran Janbar
-Tohum ve Mermi – Atalay Göçer
-Sessizleştirilmiş “İsyan-ı Nisvan” – Zozan Özgökçe
-Dilin Siyaseti – Cengiz Apaydın
-Dil, Sözcük ve Eylemler – Batur Özdinç
-Düşünülmeyeni Düşünmek Üzerine Düşünmek – Eren Barış
-Bir Devletsizlik Örneği: Alevilik ve Dersim38 – Ferhat Berkpınar
-Özgürlüğün Pedagojisini Yaratmak – Zînê Damasco
-Çıplak Hayatın Sınır İhlali: Bedenin Tarihi – Sami Görendağ & Hüseyin Kaytan
-Her Amerikan Filminde Bulunan Metal Okul Dolapları – Leyla Saral & Kawa Nemir
-Gönüllü Kulluk ve “Belki”ler – Ufuk Ahıska
-Bir Vicdani Red Örneği: Molokanlar – Sidar Yumlu
-Li Ser Berzika Destavêjekî! – İsmail Yıldız
-Bir Stran Bir Ömür – F. Tekin Düz
-Requiemek Ji Bo Azad Ronakbar – Kawa Nemir
-Kahramanın Karşı Konulmaz Çekiciliği ya da İnsansız Sinema – Mehmet Şarman
-Ayrı Diller Ortak Acılar – K. Murat Güney
-Çalışmamanın Erdemi Üzerine – Birahîmê Qijik
-Güçsüz Devlet Adamları, Daha Güçsüz İnsanlar! – Gustav Landauer
-Ji Dengbêjiyê Heta Nivîskerriyê – Birahîmê Qijik
-Devrimci Paradigmada Geçiş Dönemi: Özgürleşme Olarak Siyaset – Kürşad Kızıltuğ
-Bi Epîloga Hesenê Metê Re Dîyalogek – Ömer Faruk Baran
-Pirtûkxane / Kütüphane – Qijika Reş

Kitabımız "Türkiye’de İktidarı Yeniden Düşünmek" Dünya Kütüphanelerinde

iktidari yeniden dusunmek.inddYayımlanmasının üzerinden geçen yaklaşık bir buçuk yıl içerisinde kitabımız “Türkiye’de İktidarı Yeniden Düşünmek” hem Türkiye hem de dünyadaki birçok önde gelen kütüphanenin ilgisini çekerek arşivlerine dahil edildi.

Kitabımızın yer aldığı üniversite kütüphaneleri arasında Harvard, Columbia, Princeton, Stanford, Chicago, Utah, Arizona ve York Üniversitesi bulunuyor.

Türkiye’de ise kitabımıza Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi ile Boğaziçi, ODTÜ, Sabancı, Koç, Harran, Gazi ve Süleyman Demirel Üniversitesi kütüphanelerinden erişmek mümkün.

İçindekiler
– “Türkiye’de İktidar ve Gerçeklik” / Meltem Ahıska
– “Arşiv Korkusu ve Karakaplı Nizami Bey: Türkiye’de Tarih, Hafıza ve İktidar” / Meltem Ahıska
– “Avrupa’nın Cinsiyeti: Uysal Bakire, Yutucu Dişi, Fetihçi Oğul” / Nurdan Gürbilek
– “Bir İstanbul Adliyesinde Davranış Kalıpları, Anlamlandırma Biçimleri ve Eşitsizlik” / Dicle Koğacıoğlu
– “Türkiye’de Gençlik, Nüfus ve İktidar” / Ferhunde Özbay
– “Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları: Modernite, Milliyetçilik ve Neo-Liberalizm Kıskacında ‘Gönüllülük’” / Yasemin İpek Can
– “İktidarın Farklı Yüzleri ve Alevi Kimliğinin Dönüşümü” / Özlem Göner
– “Kürt Sorununu ‘İdare’ Etmek” / Fırat Bozçalı
– “Yeni Bir Hegemonik Savaş Alanı: TRT6” / T. Balca Arda
– “Orduya Annelik Yapmak: Türkiye’de Şehit Anneleri” / Esra Gedik
– “AKP ve Türkiye’de ‘Yeni’ İktidar” / K. Murat Güney