“Edebiyatın İzinde – Fantastik ve Bilimkurgu” Kitabı Bağlam Yayınları’ndan Çıktı!

Edebiyatın İzinde - Fantastik ve Bilimkurgu

“Edebiyatın İzinde – Fantastik ve Bilimkurgu” başlıklı derleme kitap Mayıs 2015 itibariyle Bağlam Yayınları’ndan çıktı.
Kitapta Davetsiz Misafir yazarlarından K. Murat Güney’in “Çağının Aynası Olarak Bilimkurgu: İnsanın Doğa ve Teknolojiye Bakışı Nasıl Dönüştü?” başlıklı bir makalesi de bulunuyor.

Tanıtım Bülteninden
Elinizdeki kitap, “Edebiyatın İzinde” üst başlığı ile ilki polisiye edebiyata ayrılan serinin ikincisini oluşturmaktadır. Kitapta romandan sinemaya, video oyunlarından sanal hikâyelere kadar fantastik ve bilimkurgunun birçok farklı türüne dokunan yazılara yer verilmiştir. Günümüz fantastik ve bilimkurgu yazarlarıyla yapılan panellerle bir yandan türe ait kafa karıştıran sorulara cevaplar aranmış, diğer yandan yazarların deneyimlerini paylaşması sağlanmıştır. Ayrıca sona eklenen bilimkurgu ve fantastik literatürü meraklı okur için bir kaynakça niteliğindedir.
-Seval Şahin-
-Banu Öztürk-
-Didem Ardalı Büyükarman-

256 s.
İstanbul, 2015

Efendisiz Halklar: Bir Anarşi Antropolojisi

efendisiz_halklarYazar: Harold Barclay
Çevirmen: Zarife Biliz

“30 yılı aşkın antropoloji öğretme tecrübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğunu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş çoğulcu toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı ortaçağ toplumunun birliği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. Barcley bu kitabında Aborijinlerden Pigmelere, Eskimolardan Santallara, Kızılderililerden Berberileree kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.”

Bu eser Ocak 2010’da Versus Yayınları tarafından yayımlanmış olup, baskısının tükenmesinin ardından anarşist kuramın ilkelerine uygun bir zihniyetle, çevirmeninin kararı ve yazarının onayıyla “açık kaynak” olarak internette ücretsiz kullanıma sunulmuştur. Okurların alıntı yaparken gerek yazarın, gerekse çevirmenin emeğine saygı göstererek, kaynak belirtmesi rica edilir. Bu eser ticari amaçlarla kullanılamaz. — Zarife Biliz

Kitabın tamamını indirmek için: Efendisiz Halklar

Donna Haraway'in Makalelerinden Oluşan "Başka Yer" İsimli Derleme Güçsal Pusar'ın Çevirisiyle Metis Yayınları Tarafından Yayımlandı

baska-yer-donna-harawayden-secme-yazilar-donna-harawayAmerikalı feminist düşünür Donna Haraway’in en önemli makalelerinden oluşan “Başka Yer” adlı derleme Davetsiz Misafir Dergisi yazarlarından Güçsal Pusar’ın çevirisiyle Metis Yayınları tarafından yayımlandı. 2005 yılında Davetsiz Misafir’de Haraway’in Türkçe’ye ilk çevirisi olarak yayımlanan “Siborg Manifestosu” çevirisinin de altında imzası bulunan Güçsal Pusar’ın beş yıllık yoğun ve özenli bir çalışma sonunda hazırladığı “Başka Yer: Donna Haraway’den Seçme Yazılar” isimli derlemede Haraway’in otuz yıllık düşünce serüvenine tanıklık etmek mümkün. Kitabın tanıtım yazısında da belirtildiği üzere bu kitapta insani olan ile insani olmayanı, organik olan ile teknolojik olanı, tarih ile miti, doğa ile kültürü beklenmedik şekillerde bir araya getiren, böylece türler arasındaki sınırları ve hijyenik mesafeleri sorunsallaştıran figürlerle karşılaşacaksınız: Siborglar, primatlar, yoldaş türler, mütevazı tanık, OnkoFare™, DişiAdam©… Bir yandan kimliklerin kısmiliğini, tarihin olumsallığını, anlatıların parçalılığını vurgulayan, diğer yandan sürekli nesnelliğin imkânlarını araştıran Haraway, her bilginin “konumlu bilgi” olduğunu hatırlatıyor. “Adalet olmadan doğa da olmaz” diyen Haraway, dünya üzerinde insan yaşamının sürebilmesinin koşullarını sorguluyor, yeni bir deneysel yaşam biçimine ihtiyacımız olduğu uyarısını yapıyor.
Derlemenin tam içeriği ise şöyle:

-sunuş: güçsal pusar

-siborg manifestosu: yirminci yüzyılın sonlarında bilim, teknoloji ve sosyalist feminizm

-konumlu bilgiler: feminizmde bilim meselesi ve kısmi perspektifin ayrıcalığı

-ucubelrin vaatleri:uygunsuz/laşmış ötekiler için bir yenilenme politikası

-düzende dönüşüm: esnek stratejiler, feminist bilim çalışmaları ve primat revizyonları

-siborglardan yoldaş türlere: teknobilimde akrabalığı yeniden şekillendirmek

-mutevazi_tanik@ikinci_binyil

-cenin: yeni dünya düzenindeki sanal spekulum

Sakareller'in "Beş Dakika Daha" Adlı Albümü Çıktı!

sakareller_-_bes_dakika_dahaDavetsiz Misafir Dergisi yazarlarından Uğur Güney ve dergimize çeşitli dönemlerde katkılarda bulunan Bahadır Maşa ve Işık Barış Fidaner ile Başar Uğur’dan oluşan Sakareller’in ilk albümü “Beş Dakika Daha” Peyote Müzik’ten Haziran ayı başı itibariye çıktı. 2003 yılında kurulan grubun yedi senelik birikiminden oluşan albümde 12 şarkı yer alıyor. Replikas üyelerinin ve Peyote’nin katkı sunduğu çalışmada Anadolu Rock ve Saykodelik müziğin etkilerini görmek mümkün. Sakareller’i 18 Haziran’da Cağaloğlu Anadolu Lisesi gençlik festivalinde, 25 Haziran ve 16 Temmuz’da da Peyote’de canlı olarak dinlemek mümkün. Albüm hakkında güzel bir eleştiri yazısı için Express Dergisi’nin Haziran 2010 sayısına, grup üyeleriyle yeni albümleri üzerine yapılmış bir röportajı da Bir + Bir Dergisi’nin Temmuz 2010 sayısında okumak mümkün. Albüm ve grup hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek ve bazı şarkıları dinlemek için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz.
www.sakareller.net

Genel Grev, Genel Direniş! 4 Şubat'ta Hayat Duracak… Sokakta Akacak!

tekel_genel_grev_direnisAnti-otoriter haber, yorum ve tartışma portalı InternationalAforum sitesinden…

Hükümetle Türk-iş arasında yapılan görüşmelerin sonucu gösterdi ki, sermaye sınıfı kendi çıkarlarını korumak için yüzbinlerce insanı işsiz ve aç bırakmakta hiçbir tereddütte bulunmuyor. 50 gündür ülkenin dört bir yanından gelip kış koşullarında sokaklarda kalan TEKEL işçilerinin kararlı direnişi bile sermayenin kendi sırtının sağlam olduğunu düşünmesine herhangi bir etkide bulunmamış görünüyor. Sermaye ve patronlar hayatın her alanına nüfuz edecek kadar örgütlü ya bizler…? Bu hayatı emekleriyle ve alınterleriyle ellerinde tutanlar biz sıradan insanlarken, bir avuç imtiyazlı azınlık hayatın asıl yaratıcılarıymış gibi davranmaktan çekinmiyor, alışılageldik örgütsüz, tüm iş kollarına ve hayatın her alanına yayılmayan direnişler karşısında da geri adım atmak şöyle dursun, tehdit ediyor ve polisin eliyle devlet terörünü hayata geçiriyor. Şimdiden sermayenin hükümet sözcüsü Erdoğan, TEKEL işçilerini kriminalize etmeye ve tehditler savurmaya başladı bile. TEKEL işçilerinin kararlı mücadelesi sürdüğü ölçüde önümüzdeki günler TEKEL direnişinin ilk günlerinde yaşanan polis terörünün yarattığı travmalara gebedir. Hükümetin sözcülüğünde sermaye bu tehditlerini 3 milyon işsizi adres göstererek ezilen ve sömürülen kesimleri birbirine düşürmeye çalışmakta ve sermayeyi sorgulanamaz kılarak bir ilüzyon politikası uygulayıp sürdürmektedir.

Sermaye sistemi polis ve zor yoluyla tehdit ve baskısını arttırırken, tıpkı tüm yeryüzünde olduğu gibi ülkenin dört bir yanında da direniş çığlıkları bir bir yükselmeye devam etmektedir. Ezilen sınıfların yerel mücadeleleri genelleşen direnişlere dönüşmeye meyletmeye başlamıştır. TEKEL’den Marmaray işçilerine, Çemen Tekstil’den Metal işçilerine, Sağlık çalışanlarından demiryolu çalışanlarına, belediye çalışanlarından neredeyse tüm iş kollarına küçük ölçekli direnişler halen sermaye sisteminin nihai yıkımı için birikmeye ve genelleşmeye devam etmektedir. Çalışan sınıfın direnişlerinin yanı sıra birçok sosyal hareket kapitalist sistemin sömürü çarkına karşı direnişlerini sürdürmektedir.

Karadeniz ve Anadolu’nun birçok bölgesi yapılmak istenen baraj, termik, HES (Hidro-elektrik Santraller), nükleer santrallere karşı kaynamaya başlamış ve bir fırtına gibi patlamaya hazır bulunmaktadır. Ezilenler doğayı ve insan sağlığını tehdit eden teknolojilerin farkına varmakta ve yerel ölçekte direnişler sergilemektedir.

Kürt illerinde süregiden devlet terörü 2009’un son aylarından bu yana trajik bir hal alarak hapishanelerin siyasi mahkumlarla dolup taşmasına neden olmuş, polis ve devlet terörü kronikleşmeye başlamıştır. Hiçbir suçu olmayan yüzlerce çocuk sadece Kürt oldukları için hapishanelere kapatılmaktadır. Cezaevlerindeki baskılar artmakta, birçok cezaevinde kazanılmş haklar da bir bir geri alınmaktadır. Devrimci kişi veya gruplar sürekli soruşturma, gözaltı ve tutuklama terörüne maruz bırakılmakta, polis işkence ve infazlarına devam etmektedir.
Okumaya devam et

Toplum ve Kuram Dergisinin İkinci Sayısı Çıktı!

toplum_kuram2Türkiye’de sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalarda Kürtlerin ve Kürt Meselesi’nin hakkaniyetle yer almamasına bir tepki olarak yayın hayatına başlayan Toplum ve Kuram dergisinin ikinci sayısı çıktı.
Toplum ve Kuram dergisi Kürt gerçekliğine ilişkin resmi devlet söyleminin akademide yaratmış olduğu çeperin dışında durma gayretiyle, Kürt çalışmalarına alternatif bir tartışma zemini yaratmayı hedefliyor. Bu motivasyonla yola çıkan Toplum ve Kuram dergisi Kürt toplumu hakkında araştırma ve çalışmalar yapan sosyal bilimcileri de bu zeminde bir araya getirmeyi amaçlıyor. Sosyal bilimler dergisi Toplum ve Kuram’ın bu sayısının dosya başlığı: Taşları Yerinden Oynatanlar: Kürt Çocukları ve Siyaset.
Derginin giriş yazısında dosya konusuna dair şu ifadelere yer verilmekte: “Özellikle 12 Eylül darbesinin ardından artan bir biçimde ‘iç düşman’, ‘dış düşman’, ‘bölücü’, ‘hain’ gibi değişkenler üzerinden milli güvenlik hedeflerine göre düzenlenen Türkiye devleti bu değişkenler doğrultusunda işleyen güvenlik söylemine içkin bir meşruiyet mantığını izlemekte. Güvenlik devleti merkezli egemenlik pratiklerine dayanan bu meşruiyet mantığı, Weber’in ‘meşru şiddet tekelini elinde tutan kurum’ şeklindeki devlet tanımından taşarak gayri meşru devlet sınırlarına dayanmakta. Güvenlik devletinin değişmeyen ‘iç düşman’ değişkeni olarak Kürtlerin durmadan çarpıp durdukları bu sınırlarda şimdilerde Kürt çocukları dolaşmakta. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2006 baharındaki ‘kadınlar ve çocuklar dâhil’ buyruğunun ardından Türkiye’de çocukluk yaşı değişirken (!) halihazırda, yüzlercesine binlerce yıl hapis cezası verilen ve bedenleri askeri roketle parçalanan Kürt çocuklarının öfkesinin izini sürdüğümüz günlerden geçiyoruz. Devletin şiddete matuf meşruiyet algısının Kürt çocuklarının siyaseti ile çakıştığı bu izlekte ikinci sayımızın dosya başlığını: Taşları Yerinden Oynatanlar: Kürt Çocukları ve Siyaset olarak belirledik.”

İkinci sayıda yer alan çalışmaların başlıkları şunlar:
-Dâra Elhüseyni: Cezaevi: Değişen ve Görünmeyen Yüzler
-Haydar Darıcı: Şiddet ve Özgürlük: Kürt Çocuklarının Siyaseti
-Delal Aydın: “Tinercilerin” Bir Korku Nesnesi Olarak Temsili
-Rapor: İHD 2008 Yılı Kanunla İhtilafa Düşen Çocuklar Raporu
-Ruşen Mahmutoğlu: Yasama, Yürütme, Yargı Kıskacında Taş Atan Çocuklar
-K.Murat Güney: TESEV’in Zorunlu Göç Araştırması’nın Söylemedikleri ve Kürt Sorununda Çözüme Dair Liberal Projenin Açmazları
-Harun Ercan: Şeş û Yek: Kürt Meselesi, Gülen Cemaati ve Bir Karşı-Propaganda Girişimi Olarak “Tek Türkiye” Dizisi
-Zeki Gürür: Polîtîkayên Dewleta Tirk Ya Çandkujî û Zimankujiya Kurd û Dengbêjî
-Namık Kemal Dinç: Kadim Anavatandan Bir İnkar Coğrafyasına KÜRDİSTAN
-Ayhan Işık: Sözlü Tarih ve Kürtlerde Sözlü Tarih Çalışma Örnekleri
-Welat Zeydanlıoğlu: Beyaz Türk’ün Yükü: Oryantalizm, Kemalizm ve Türkiye’de Kürtler
-Joost Jongerden: Yer Siyaseti: Türkiye Kürdistanı’nda Devlet ve Toplumun Mekânsal Düzenlenişi
-Handan Çağlayan ile Söyleşi: Politik Katılım-Özgürleşme Geriliminde Kürt Kadınları
-Belge: DDKO Dava Dosyası
-Kitap Eleştirileri: Yeni-Sömürgecilik Tekniklerinin Göç Olgusu Üzerinden İzini Sürmek – “Dağ Çiçekleri”ni Vatandaş Yapmak!

Toplum ve Kuram Dergisi Yayın Hayatına Başladı

toplum_kuram1Kürt Çalışmaları alanında güncel akademik çalışmaları bir araya getirmek hedefiyle yola çıkan ve bu konudaki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlayan Toplum ve Kuram dergisi yayın hayatına başladı. Aşağıda dergi yayın kurulunun basın duyurusunu ve ilk sayı içeriğinin kısa bir özetini bulabilirsiniz.

***

Toplum ve Kuram Dergisi, birinci sayısı ile yayın hayatına ve okuyucularına “Merhaba” dedi. Yaklaşık dokuz ay önce “sosyal bilimcilere açık davet” başlıklı bir metinle başlayan bir yolculuğun ilk somut ürününü ortaya çıkarmış olmanın sevincini yaşıyoruz. Üç aylık periyotlarla yayınlanacak olan Toplum ve Kuram Dergisi, sosyal bilimlerin farklı çalışma disiplinlerinden yararlanarak Kürt toplumunun tarihini, kültürünü, değişim ve dönüşüm dinamiklerini, sorunlarını ve açmazlarını ezcümle bir bütün olarak Kürtleri konu edinerek, bu alanda tespit ettiğimiz ciddi bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Dergimizin alt başlığında yer alan “Lekolîn û Xebatên Kurdî” yani “Kürt İnceleme ve Çalışmaları” ibaresinin, hedeflerimizin ve çalışmamızın renginin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünmekteyiz.

Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli üniversitelerinde lisans, yükseklisans ve doktora seviyesinde çalışmalar yürüten veya mezun olmuş bir grup arkadaş olarak başlattığımız bu çalışma, Türkiye üniversitelerinde Kürtlerin ve Kürt Meselesi’nin hakkaniyetle yer almamasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Kimi değerli ve vicdani sorumluluk örnekleri dışında, Türkiye akademisinin Kürtlere dair ürettiği çalışmalar, ya çoğunlukla resmi devlet söylemine eklemlenen bir “yalan üretimi” olmuştur, ya da üzerine söz söylediği insanlara yabancılaşmış ve akademinin kalın duvarları arasına sıkışmıştır. Bu noktada, son dönemde niceliksel olarak artış gösteren Kürt çalışmalarına Toplum ve Kuram Dergisi olarak bir tartışma zemini yaratmayı hedefleyerek katkı yapmak amacındayız. Kürtlere ve Kürt Meselesi’ne dair, hayata ve gerçekliğe tekabül eden çalışmalar ortaya koymanın zor bir uğraş olduğu ve öngörülemeyen birçok engelle karşılaşılacağı muhakkaktır. Bu zorluklar ve engellerin bilinciyle ilk adımlarını atan Toplum ve Kuram Dergisi olarak, Kürt toplumu hakkında araştırmaları ve çalışmaları olan sosyal bilimcileri bir araya getirmeyi ve ortak bir mecrada bir platform oluşturmayı amaçlamaktayız.
Okumaya devam et

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Bilişim Dergisi tarafından bu yıl onbirincisi düzenlenen Bilimkurgu Öykü Yarışması için başvurular başladı

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Bilişim Dergisi tarafından ilki 1998 yılında düzenlenen Bilimkurgu Öykü Yarışması için başvurular başladı. Bu yıl yarışmanın konusu “kriz”.

Öyküler aracılığıyla krizlerin düşünülmesinin amaçlandığı yarışmada, yazarlar, bilimin “kötüye” kullanılmasından, doğal kaynakların ölçüsüzce tüketilmesinden, belki gelecekte insan, android, siborg ve robotlar arasındaki anlaşmazlıklardan ya da umulmadık bir anda yepyeni bir canlı türünün belirmesinden sonra çıkabilecek krizleri ele alabilecekleri gibi dilerlerse kendi kurgularına göre geliştirdikleri krizleri de yazabilecekler.

Son başvuru tarihi 17 Temmuz 2009 olan TBD Bilişim Dergisi Bilimkurgu Öykü Yarışması’nın sonuçları 2 Kasım 2009 tarihinde açıklanacak. Herkesin katılabileceği yarışmada birinci gelecek yarışmacıya dizüstü bilgisayar verilecek. Dereceye giren öyküler TBD web sitesinde, Bilişim Dergisi’nde yayınlanacak ve kitap olarak bir öykü seçkisinde yeralacak. Yarışmanın seçici kurulu Hikmet Temel Akarsu, Bülent Akkoç, Semih Gümüş, Talat S.Halman, Necdet Kesmez, Mustafa Kutlay, Mustafa Küpüşoğlu ve Buket Uzuner’den oluşuyor.

Yarışmaya ilişkin ayrıntılı bilgi ve başvuru için: www.tbd.org.tr