“Edebiyatın İzinde – Fantastik ve Bilimkurgu” Kitabı Bağlam Yayınları’ndan Çıktı!

Edebiyatın İzinde - Fantastik ve Bilimkurgu

“Edebiyatın İzinde – Fantastik ve Bilimkurgu” başlıklı derleme kitap Mayıs 2015 itibariyle Bağlam Yayınları’ndan çıktı.
Kitapta Davetsiz Misafir yazarlarından K. Murat Güney’in “Çağının Aynası Olarak Bilimkurgu: İnsanın Doğa ve Teknolojiye Bakışı Nasıl Dönüştü?” başlıklı bir makalesi de bulunuyor.

Tanıtım Bülteninden
Elinizdeki kitap, “Edebiyatın İzinde” üst başlığı ile ilki polisiye edebiyata ayrılan serinin ikincisini oluşturmaktadır. Kitapta romandan sinemaya, video oyunlarından sanal hikâyelere kadar fantastik ve bilimkurgunun birçok farklı türüne dokunan yazılara yer verilmiştir. Günümüz fantastik ve bilimkurgu yazarlarıyla yapılan panellerle bir yandan türe ait kafa karıştıran sorulara cevaplar aranmış, diğer yandan yazarların deneyimlerini paylaşması sağlanmıştır. Ayrıca sona eklenen bilimkurgu ve fantastik literatürü meraklı okur için bir kaynakça niteliğindedir.
-Seval Şahin-
-Banu Öztürk-
-Didem Ardalı Büyükarman-

256 s.
İstanbul, 2015

New York Merkezli “Türkiye Araştırmaları Enstitüsü” (Research Institute on Turkey) Çalışmalarına Başladı

rit_logo

New York merkezli araştırma kooperatifi “Türkiye Araştırmaları Enstitüsü” (Research Institute on Turkey) çalışmalarına başladı.
Toplumsal dönüşüm hedefiyle müşterekleştirme pratikleri üzerine çalışan araştırmacı, sanatçı, yazar, mimar, biliminsanı ve aktivistlerin bir araya geldiği disiplinlerarası bir araştırma kooperatifi olan RIT-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü, amacını “çoğulcu, eşitlikçi ve demokratik bir Türkiye’nin inşasına katkıda bulunmak” olarak tanımlıyor.
Ekonomik ve sosyal adalet, toplumsal cinsiyet ve cinsel haklar, kültürel ve politik tanınma ve ekolojik sürdürülebilirlik alanlarında eleştirel ve tarihsel bir perspektif sunmayı hedefleyen RIT-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü bu doğrultuda derinlemesine, konu odaklı araştırma ve siyasal analizler, yaratıcı etkileşim projeleri, kolektif öğrenme faaliyetleri ve çeşitli gruplarla işbirliği aracılığıyla yerele dair, somutlaşmış bilgi üretmeyi amaçlıyor.

Enstitü’nün güncel çalışma alanları şöyle:
* Kentsel Adalet ve Şehir Hakkı
* Emek ve Finans
* Kolektif Hafıza

rit_acilis_sayfasi

Enstitü radikal araştırmaların gerekliliğinin altını çiziyor:
“Otoriter ve neoliberal politikalar, giderek artan bir biçimde Türkiye’de ve dünyada güncel araştırma faaliyetlerini biçimlendiriyor. Siyasi ve finansal baskılar, araştırmacıları aciliyeti olan toplumsal konu ve sorunlarla ilgilenmekten alıkoyuyor. Araştırma projeleri gün geçtikçe daha da hayalgücünden yoksun ve muhafazakar bir tonda gerçekleştiriliyor. Dikkate değer görüşler maddi destekten yoksun bırakılarak kenara itiliyor. Sıradışı radikal araştırma faaliyetlerinin, eleştirel karar alma mekanizmaları, yaratıcı kamusal etkileşim ve eğitim etkinliklerinin geliştirilmesi için bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye Araştırmaları Enstitüsü’nde geleneksel olmayan, farklı disiplinleri işbirliği içinde bir araya getiren alternatif araştırma ağları oluşturmaya çalışıyoruz.”

Enstitünün amaçları şöyle sıralanıyor:
* Yeterince çalışılmamış ve önceliği olan konuları ele almak
* Akademinin geleneksel disipliner sınırlarının ötesine geçen disiplinlerarası yaklaşımları ve yöntemleri kullanmak
* Yeni çalışma grupları kurmak, kurumlar arası çalışma grupları oluşturmak ve kolektif eylemleri desteklemek.
* Sivil toplumla sistematik ve yaratıcı bir şekilde etkileşime geçmek
* Yeni bir entelektüel alan açarak kolektif enerjiyi ve kapasiteyi birleştirmeyi, araştırmacılar ve uygulayıcılar için gerekli kaynakları sağlamayı amaçlıyoruz.”

RIT-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü, mevcut kurumsal-hiyerarşik think-tank (düşünce kuruluşu) modeline yeni bir alternatif olarak “bir kooperatif olarak araştırma enstitüsü” modelini öneriyor.
Enstitünün çalışmalarını http://riturkey.org/tr web sitesinden,
https://www.facebook.com/ResearchInstituteOnTurkey adresindeki facebook sayfasından ve https://twitter.com/RIoTurkey twitter hesabından takip etmek mümkün.

İş Kazaları Ekonomik Büyümenin Bedeli Mi? Tuzla Tersaneleri ve İş Cinayetleri

mimar_sinan_sunum_afisi23Ocak Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü Video Konferans Salonu’nda “iş kazalarını” tartışacağımız sunuma, İstanbul’da bulunan tüm dostları bekleriz…

“Bu sunumda Türkiye’deki ekonomik büyümenin ölümcül sonuçlarına odaklanacağız. AKP hükümetinin kısa vadede ekonomik büyümeyi en büyük öncelik olarak dayatan neoliberal söylem ve eylemlerinin bir sonucu olarak Türkiye’de kronikleşen iş cinayetlerini tartışacağız. Ekonomiye dair önceliklerini çok kısa vadede, krediye ve dış kaynağa bağımlı büyüme ve Gayri Safi Milli Hasıla’yı en hızlı biçimde artırma yönünde belirleyen AKP hükümetinin ve bu önceliklerle hareket eden işverenlerin, iş güvenliğini, iş sağlığını, eğitim ve teknoloji yatırımlarını uzun vadeli birer külfet, hatta birer “lüks” olarak gören ve göz ardı eden politikaları Türkiye’de emeğin zaman ve mekân sıkışmasına maruz kalmasına yol açıyor. İşi bir an önce bitirme, kârı maksimize etme telaşı, işçilerin yaşam hakkının önüne geçiyor. Bugün resmi rakamlara göre yılda 1.500’e yakın işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, yüz bin işçide 12 işçinin canından olduğu, yani iş cinayetlerinin Avrupa Birliği ortalamasının 6 katı kadar gerçekleştiği Türkiye’de iş cinayetlerinin neden “doğal” olmadığını, “işin fıtratının” değil siyasi ve ekonomik birtakım tercihlerin bir sonucu olduğunu tartışacağız.
Sadece 2008 yılında 26 kişinin, bugüne kadar da 160 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği ve Türkiye’de iş cinayetlerinin sembolü haline gelen Tuzla tersanelerinde gerçekleştirdiğim etnografik çalışmamdan yola çıkarak iş cinayetlerinin Tuzla’daki tersaneciler tarafından yine de nasıl “doğallaştırılmaya” çalışıldığını sorgulayacağız. Yeterli tasarruftan, teknolojik ve eğitimsel birikimden, uzun vadeli bir programdan yoksun tersanecilerin yalnızca ucuz iş gücüne ve banka kredilerine dayanan kısa vadeli büyüme modelindeki ısrarlarının işçilerin yaşamları üzerindeki hayati sonuçlarını inceleyeceğiz. İşçilerin örgütlenme ve hayatlarına sahip çıkabilmelerinin önündeki hukuki ve polisiye engellerin her geçen gün biraz daha arttığı bugünlerde iş sağlığı ve güvenliğine dair denetimleri, işverenden ücret alan iş sağlığı hekimlerine, denetim şirketi ve uzmanlarına devreden hükümetin politikalarına nasıl karşı koyabileceğimizi soruşturacağız. Son olarak, ancak Soma gibi çok büyük çaplı kazalar olduğunda hatırlanan işçilerin aslında sürekli devam eden tekil iş cinayetleri, yaralanma, sakat kalma, ücret alamama ve çalışan yoksulluğuyla baş başa kalma gibi sorunlarının neden gündemde geri planda kaldığı sorusuna yanıt arayacağız ve sınıfsal farklılıkların iş cinayetlerine ve işçilerin sorunlarına yaklaşım ve ilgide yol açtığı ayrışmaları incelemeye çalışacağız.”

#GeziyiHatırlat

gezi_AKM

İnanması güç ama son 12 ayda
Türkiye tarihinin en büyük ayaklanması #Gezi,
en büyük yolsuzluğunun ifşası #17Aralık,
en kalabalık cenaze töreni #BerkinElvan,
en şaibeli seçimi #30Mart ve
en büyük işçi katliamı #Soma yaşandı.

Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden birini yalnızca bir yıla sığdırmayı başaran AKP ülkenin sırtında bir kanburdan başka bir şey değildir artık. Silah zoru, polis copu bu algıyı sadece biraz daha pekiştirmeye yarar, o kadar.

Hafızalarımız daha çok taze, hafızalarımız kurşun geçirmez.

O yüzden bugün ve her zaman, AKP ve tüm kurumsal iktidarlar için sonun bizler içinse yepyeni bir geleceğin başlangıcı olan #GeziyiHatırlat

Sandıktan Ne Çıktı?

seyyar_forum_geziniyoruz_logoSandıktan ne çıktı?
İktidarın son hokkabazlığı seçim kayıplarından bir zafer kanısı çıkarmaktır. Bu kanının oluşmasında kendini sandıkçılığa sıkıştıran muhalif kesimlerin de rolü büyüktür. Yönetimin iliklerine işlemiş kriminalliğini temize çıkaracak bir sandık yoktur, olamaz. Ayrıca “millet” iradesi demagojisini kendisine en güvenli liman belleyen iktidarın binlerce sandık hilesi ve oy hırsızlığı iddiasına konu olması da manidardır. Ankara, Ağrı ve Serêkanî (Ceylanpınar) gibi çokça örnekler iktidarın sandığa saygı konusundaki ikiyüzlülüğünü ifşa etmenin ötesinde müstakbel seçim yenilgilerine de ne denli hoyratça tertiplerle tepki verecegine dair çok açık işaretlerdir. Kült-iktidarın ailesiyle yangından mal kaçırır gibi balkondan ilan ettiği ‘zaferi’ daha fazla gerilim, baskı ve şiddetin yakıtı yapacağına da şüphe yoktur.

Kirlenmek güzel midir?
Bununla beraber seçim öncesi yazdığımız gibi, kriminal iktidarın “ben kirliyim; siz de kirleneceksiniz; bu bizim son yaşama ihtimalimizdir” doğrultusunda ilan ettiği ‘seferberlik’ maalesef gözardı edilemez bir karşılık buldu. Bu desteği sadece “alt sınıfların” nesnel çıkarlarına veya “elit-avam” ikilemindeki kültürel tutumuna bağlamak hüsn-i-ta’lil’den öteye gidemez. Bu tür klişe ve derinliksiz açıklamalar hem analiz adı altında iktidara meşruiyet zemini sunuyor, hokkabazlığına kılıf üretiyor, hem de vaziyetin vahametini perdeliyor. Kült-iktidar kendisini ve yakın çevresini hesap vermekten kurtarmak için talancılığına, ahlaki iflasına ve tiranlaşmasına rıza üreten saldırgan bir vicdan sistemini yaygınlaştırma çabasındadır. Bunu yaparken de bir yandan yeni “iç-düşmanlar” yaratmakta, bir yandan da ülkenin etnik-dini-kültürel fay hatlarına fütursuzca yüklenmektedir. Kısacası erk-sahibi geri dönülemez bir biçimde kaybettiği itibar ve meşruiyetine rağmen iktidarda kalabilmek uğruna topluma felaket tohumları serpmekten kaçınmıyor.

Peki ya şimdi?
Seyyar Forum ve GEZIniyoruz Network olarak yerel seçimlerden üç temel sonuç çıkarıyoruz. Birincisi, mevcut kurumsal siyaset örgütlenme tarzı, programı ve siyasi-moral konumlanışı itibariyle kriminal iktidarın alternatifi değil bilakis varlık şartıdır. İkincisi, iktidar-muhalefet kısır kurumsal siyasetine ve oradan gelecek hazır çözümlere bel bağlamanın, kolay yenilgi hissi veya uçucu zafer sanrısı ötesinde sunacağı bir seçenek yoktur. Bu tür bir siyasetin felç olmuş nesnesi ve seyircisi olmamak için tartışılamaz hak ve özgürlüklerimizi savunma ve genişletme mücadelesinde ısrar etmeliyiz. Bunu gerçekleştirebilmenin en temel yolu yatay, kolektif ve çoğulcu inisiyatifleri artırmaktır. Bu sebeple Gezi sonrası ortaya çıkan forumların bu bakışla canlandırılması ve sadece semtler ölçeğinde kalmayıp yaşamın her alanına nüfuz etmeleri özellikle önemlidir. Üçüncü ve son olarak ise ‘hayır’ demenin ve sesimizi yükseltmenin hiçbir aracını dışlamamakla beraber, seçim sürecinde sokağın başka yöntemlere yedeklenemez olduğunu görüyoruz. Çünkü sokak sadece geleceğe ait değişimin itici gücü değil, kendilerimizi özgürleştirdiğimiz, aracısız ve doğrudan ifade edebildiğimiz anın adıdır.

SEYYAR FORUM & GEZIniyoruz Network

Twitter Kullanma Oranında Dünya 1.si Türkiye’de Twitter AKP Hükümeti Tarafından Yasaklandı!

Ülke içindeki Internet kullanıcılarının Twitter kullanma oranı bakımından dünyada birinci sırada yer alan Türkiye’de, Twitter AKP hükümeti tarafından sansürlenerek yasaklandı. Aşağıda eMarketer araştırma şirketinin ülkelere göre toplam internet kullanıcıları arasında Twitter’a erişim oranı ile ilgili karşılaştırmalı tablosunu bulabilirsiniz:

twitter_penetration_rate_tr1

Yenikapı Sahilinde Kanserli Ur, Süleymaniye’ye Ek İki Çirkin Minare

istanbul_yenikapi
Yukarıdaki resim AKP’nin İstanbul’u kanser ettiğinin resmidir… Şekli üç bin yıldır hafızalara kazınmış İstanbul tarihi yarımadasının AKP kanser hücresi musallat olduktan sonraki trajik son görüntüsü artık böyle. Rant için umarsızca inşa edilen deniz dolgusu Yenikapı sahilinde bir Ur’a dönüşmüş durumda…

AKP’nin Yenikapı’daki deniz dolgusu fotoğrafta görülen kanserli ur görüntüsünü almadan birkaç ay önce şunları yazmıştık: bkz: AKP Fuzuli İnşaatlar Enstitüsü

“Yenikapı sahili dolduruluyor. Projenin adı “İstanbul Metropolü Miting ve Gösteri Alanı”. Hedef yine “dev” bir alan inşa etmek. Sayılar da her zamanki gibi devasa: Yenikapı sahilindeki dolgu ve inşaat çalışmaları tamamlandığında 518 bin metrekaresi dolgu, tam 715 bin metrekare büyüklüğünde bir miting, gösteri, konser ve yeşil alan olacak. Bu alanda 700 bin ila 1 milyon arasında kişi miting yapabilecek. Peki, Gezi direnişi sonucu Gezi Parkı’nın kazanıldığı ve Taksim Meydanı ve çevresinde siyasi mücadelenin yükseldiği bir ortamda kim sesin dağılacağı, göstericilerin polis ile deniz arasında göz göre göre tuzağa düşeceği Yenikapı sahilinde miting yapmak isteyecek? Yenikapı sahilindeki dolgu miting alanı tıpkı Çamlıca Camii gibi kullanım değeri sıfır olan, ancak inşaatın ihale edildiği firmalara büyük rantlar elde etme imkânı sunacak bir proje. Bu projenin kullanım değerinin olmaması bir yana tarihe ve çevreye vereceği zararlar da inşaat rantının gölgesinde kalmış durumda. Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, denize dolgu yapılmasının denizi kirleteceğini ve alanın depreme dayanıksız olduğunu söylüyor. Bozoğlu, dünyada gelişmiş ülkelerde uygulanmayan dolgu sisteminin her açıdan bir çevre felaketi anlamına geleceğinin altını çiziyor. “Denize ait olmayan beton yığınını oraya koyarak dolgu yapmanız denizi kirletmek anlamına gelir. Bu tıpkı denize çöp poşeti atmak gibi bir şey. Marmara ve Karadeniz’deki kirliliğin nedeni oradaki biyoçeşitliliğin azalarak canlıların ölmesi. Yani denizi doldurarak hem inşaat kaynaklı bir kirlilik oluşacak hem de ekosistem bozulacak. (Bianet’teki ilgili yazı için bkz: “Yenikapı’daki Miting alanı Ekosistemi Bozar”)”

suleymaniye_2minareYenikapı sahiline tümör şeklinde deniz dolgusu yetmiyormuş gibi, bugün İstanbul’un siluetini bozan Haliç Metro Köprüsü, Sülemaniye’ye iki çirkin minare eklemiş durumda. Konuyla ilgili Bianet’in haberinde uzmanların ve UNESCO’nun itirazlarının köprünün inşaatının İstanbul’un siluetini bozmayacak şekilde yapılmasını engelleyemediği ifade ediliyor:

“İstanbul’un siluetine hançer eleştirileriyle geçen 10 yıllık süreçte “direksiz inşa edilemez” tartışmasına karşı çıkan uzmanlar, “direksiz, kablosuz” Süleymaniye’yle boy ölçüşmeyen sade bir köprü talep ettiler. Ancak sonuç değişmedi. Köprünün UNESCO ve Türkiyeli uzmanların baskılarıyla ufak değişiklikler yapılan inşaası tamamlandı.”

Yine aynı haberde görüşlerine başvurulan tarihçi Cemal Kafadar Haliç Metro Köprüsü’nün ayaklarını “Godzilla’nın Ayakları” olarak tanımlıyor ve şöyle devam ediyor: “İstanbul’un en önemli silueti, Süleymaniye’den başlayarak Topkapı Sarayı’na kadar eğilerek giden yamaçlarda, üç boyutlu, adeta bir yontu lezzeti veren, birbiri ile (ve şehrin Doğu Roma mirası ile) tenasüp adabı içinde sohbet eden Osmanlı yapılarıdır. Tartışmayı, köprünün Süleymaniye’ye olan müdahalesini konuşmakla sınırlarsak İstanbul’un eşsiz siluetine haksızlık etmiş oluruz.” Kafadar “UNESCO ile mutabakata vardık” denmesine de tepki göstererek “Bu da beni çok üzüyor. Bir kamu yöneticisi için UNESCO ile mutabakata varmış olmak kendi kamuoyunu ikna etmekten daha mı önemli?” diyor. Konuyla ilgili Bianet haberi için bkz: Tüm İtirazların Ardından Haliç Köprüsü