Özelden Kamusala Bir Yolculuk: Türkiye’de Çalışan Kadın Olmak

feminism3.png

Yazan: Seçil Aslan

Birikim Dergisi’nin Haziran-Temmuz 2008 Sayısında Yayımlanmıştır

Şubat ayında TİSK’in yaptığı araştırmaya göre 15–29 yaş grubu kızların yaklaşık yüzde 60’ı, 25–29 yaş grubundakilerin ise yüzde 66’sı hem eğitim, hem de istihdamın dışında kalıyor. Bu araştırma basında “kızların üçte ikisi ‘ev kızı’” cümlesiyle yer aldı (1). Bu yazı ise kalan %34lük dilimin yani “ev kızı” olmayan, ücretli iş yaşamında yer alan kadınların yaşadığı problemler üzerinde durmayı amaçlamaktadır. Zira bu araştırmanın sunuş şekli cinsiyete dayalı iş bölümünü yaratmış olan özel/kamusal alan ayrımını pekiştirmekte, kadının “kurtuluşunu” hane dışına yani kamusal alana çıkarak ücretli iş yaşamında yerini almasında görmektedir. Bu bağlamda “ezilmişlik söylemini” yeniden üretmekte, ücretli iş yaşamında kadınların yaşadığı ayrımcılık hikâyelerinin üstünü örtmekte ve hem özel, hem de kamusal alanın toptan dönüşüm geçirmesi gerektiği gerçeğini göz ardı etmemize neden olmaktadır.
Bu yazı “ev içi emeğin” görünür olmamasından kaynaklanan algıyı, ev kızı/kadınlığı ayrımının manasızlığını ve kadının öznelliğini yitirişinin en baştan evde başladığını tartışma dışı bırakacaktır. Ancak kadına dair her türlü söylemin “ezilmişlik” üzerinden kuruluşunun kadın kimliğini “kurtarılmaya muhtaç” insanlar olmak üzere dondurduğunu ve bu araştırma bazında “ev kızlarının” evde yani özel alanda kalışlarının üretime katılmadıkları şeklinde gösterilmesinin ev içi emeklerini gözden kaçırmamıza neden olduğunu özel bir vurguyla belirtmek gerekmektedir.

İlk olarak kamusal alan tartışması 1980lerde başlamış ve bu kavram ilk defa 1962’de Jürgen Habermas tarafından kullanılmıştır. Habermas kamusal alanı devletten bağımsız, sivil toplum içinde oluşmuş ve vatandaşların özgür ve eşit bireyler olarak ortak problemler üzerinde tartıştığı ve çözüm aradığı bir alan olarak tanımlar (2). Aslında Habermas vatandaşların eşit ve özgür bireyler olarak ‘homojen’ bir görüntü çizdiği varsayımıyla bu liberal kamusal alanı idealize eder. Acaba herkes eşit ve özgür müdür ki, bu tartışmalara katılımları da eşit ve özgür bir şekilde gerçekleşecektir? Bu noktada Habermas’ın kamusal alan kavramını eleştiren Nancy Fraser bir birbiriyle rekabet halinde olan kadınların kamusal alanı, işçilerin kamusal alanı, köylülerin kamusal alanı olmak üzere alt karşı-kamusal alan-lardan (çoklu kamusallık) bahsetmektedir. Buna göre bu alt karşı-kamusallıkların üyeleri baskı altına alınmış sosyal gruplar olarak kimlikleri, çıkarları ve ihtiyaçları üzerinden karşıt söylemler oluşturmaktadır (3).

Bu bağlamda Habermas’ın idealize ettiği gibi homojen bir kamusal alan hiç var olmamıştır. Hatta tam tersine bu alan eşitsiz ve özgür olmayan bir ilişkinin yaşandığı ve farklı kamusallıkların bu ilişki içinde birbirleriyle rekabet ettiği bir alana dönüşmektedir. Ancak bu eşitsiz ilişki çoğunlukla daha en baştan yani farklı kimliklerin kamusal alanda temsiliyet imkânı bulup bulamamasında yaşanmakta ve tüm bireyler eşit ve özgür bir şekilde bu alana erişememektedirler. Buradan kastım kamusal alanın mekânsal sınırları değildir elbette, aksi halde hane dışına çıkıştan itibaren bu alanın sınırları içindesinizdir zaten. Burada söz konusu olan bu alan içinde ‘özne’ olarak ne kadar var olabildiğiniz ve kimliğinizin, çıkarlarınızın ve ihtiyaçlarınızın ne kadar görünür olduğudur. Diğer bir deyişle bu kavram daha en baştan karşıtıyla var olmakta ve kamusal olmayan (özel) bir alanın da varlığına işaret etmektedir. Ve bazı kimlikler özel alanın sınırları içine hapsedilerek, kamusal alandan dışlanmaktadırlar. Yani özel alan/kamusal alan ayrımı özel alanın ezilmişliğini ve bu iki alan arasındaki eşitsiz ilişkiyi meşrulaştırıcı hegemonik söylemlere hizmet etmektedir.

Bu yazı ise kadınların kamusal alanda temsiliyetlerini daha doğrusu Fraser’ın deyimiyle kadın kamusallığı yaratıp yaratamadıklarını ücretli çalışma hayatında yaşadıkları sorunlar üzerinde değerlendirmeye ve özel/kamusal alan ayrımını feminist açıdan eleştirmeye çalışacaktır.

Modernite öncesi dönemde en temel üretici hane olup ekonomik faaliyetler de haneye yani özel alana ilişkindir. Bu noktada kadınlar ve köle erkekler temel üreticiler olarak ekonomik aktiviteleri üstlendiklerinden hane içine bağlıdırlar. Kamusal alan ise “vatandaş” olmakla özdeştir ve vatandaş olan özgür erkeklerin özgür birlikteliğine işaret etmektedir. Kısacası modernite öncesinde üretim ve yeniden üretim birbirinden bağımsız değildir ve her iki üretim de hane içinde gerçekleşmektedir (4).

Burjuva toplumunun ortaya çıkışı ise ekonomik aktiviteleri özel alan-kamusal alan üzerinden ayırarak üretimi ve çalışmayı kamusal alana, yeniden üretimi ise özel alana bırakmış ve bu ayrımı daha da karmaşık hale getirmiştir. Zira aile artık en temel üretici değildir ve onun geleneksel “üretici rolü” hane dışına çıkmıştır. Bu bağlamda, kamusal olan ücretli emeğin var olduğu pazar olurken, artık üretimin merkezi olmayan aile ise özel alanın yani ücretsiz emeğin alanı olarak kalmıştır.

Ancak bu ayrımının ücretli emek/ücretsiz emek ayrımının ötesinde anlamları vardır ve bu anlam toplumsal cinsiyete işaret etmektedir. Aslında erkeğin emeğini temel alan resmi ekonominin kamusal alanında emeğin değişen yüzüydü modern olan. Öte yandan bedeniyle ilişkilendirilen kadın yeniden üretimdeki rolü (doğaya yakınlığı-doğurma) ve özel alandaki emeği üzerinden moderniteyle daha farklı bir ilişki kurmuştur. Zira modernite teorisi içinde erkekler ve kadınların arasında farklı “doğaları” üzerinden kurulan “iş bölümü” en temel yerde bulunmaktadır.

Bu bağlamda modernite özel alan/kamusal alan ayrımına bağlı olarak cinsiyete dayalı iş bölümünü yaratırken bu iş bölümü toplumsal cinsiyete dayalı ayrımları meşrulaştırıcı teorik yapıyı da oluşturmuştur. Bir yanda genelde “ekmek kazananlar” olarak erkeklerin “hane dışındaki” ücretli emekleri, diğer yanda doğum yapmaları nedeniyle “yeniden üretim” bağlamında kadına yüklenen roller üzerinden (yemek yapmak, temizlemek, dikiş dikmek, çocuk yetiştirmek…) kadının “hane içindeki” ücretsiz emeği… Diğer deyişle, kamusal alan erkeklerce “gasp edilmişken”, özel alanı çocuklar ve kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlar kamusal alanın “ücretli işinden”, siyasi gücünden, kamu hayatından ve mülkiyetten dışlanırken hane içinin “ücretsiz emeğiyle” özdeşleşerek özel alana hapsedilmişlerdir ve bu kadının çocuk doğurma (yeniden üretim) ve büyütme becerisi nedeniyle meşrulaştırılmıştır.

Ancak Cynthia Nelson’ın belirttiği gibi özel alan/kamusal alan ayrımını kabullenmek kadının özel alanda konumlanışını da kabullenmektedir (5). Erken liberal feminist yaklaşıma göre aile/pazar ekonomisi arasındaki çizgi kadın ve erkek arasındaki ilişkiyle paralellik göstermektedir. Joan Landes, Mary Ryan ve Geoff Eley’e göre kamusal alana özgür ve eşit erişim aynı zamanda ironik olarak farklılıkları dışlamaktadır ve bu dışlama toplumsal cinsiyete dayalıdır (6). Çünkü kamusal alan aklın, mantığın, objektifliğin, resmi ilişkilerin, adaletin, eşitliğin, kuralların alanıyken özel alan duygusallığın, kuralsızlığın, sübjektifliğin, doğanın, ahlakın, kültürün ve sevginin alanıdır. Bu tanımlar erkek ve kadınla özdeşleştirilerek özel alan kadının, kamusal alan erkeğin alanı olarak tanımlanmıştır. Örneğin Rousseau, sosyal düzenin devamı için kadın ve erkeklerin özel alan ve kamusal alan olmak üzere ayrılmalarını “doğal” karşılar. Çünkü aklı ve mantığı olduğu için erkeğin kamusal alanda yer alması gerektiğini düşünmektedir. Bu noktada, özel alan ile kamusal alan arasındaki ayrım ne kadar güçlü ise kadının konumu o kadar zayıf ve belirsizdir.

Ve bu birinci kuşak feminizmle kadınlar kamusal alana ilişkin hakları (ör. Siyasi haklar) elde etmeye çalıştılar. Ancak liberal feminizm özel alanı dokunmadan bırakır ve kadının kamusal alana çıkmasını yeterli görür kadının özgürleşmesi adına. Hatta kadının kamusal alanda yer alış şekli bile, yani hane içindeki geleneksel rollerin kamusal alanda devamı ilgilendirmez onu. Ancak Marksist ve radikal feministler devlet/sivil toplum, özel alan/ kamusal alan ayrımı üzerine düşünmeye devam etmişler ve farklılıkları görmezden gelen ‘evrensellik’ ve ‘eşitlik’ ilkelerini reddetmişlerdir. Bu yönüyle liberal bakış açısı olan özel/kamusal alan ayrımının özel alanda ezilmişliği ve eşitsizliği meşrulaştırarak hegemonik söylemlere hizmet ettiğini belirtmişlerdir.
Peki, ama kadının kamusal alana çıkışı (ücretsiz emek olan ev kadınlığından maaşlı bir işe geçişi) kadının yeniden üretimine dair ona yüklenen rolleri değiştirmiş midir?

Ve asıl hikâye buradan sonra başlıyor…

Kadınlar kamusal alana girerken bu kamusal alanı da, haneyi de ister istemez dönüşüme uğratmıştır. Öncelikle “kişisel olan siyasidir” (personal is political) sloganıyla feministler ev içindeki kişisel deneyimlerinin ve ezilmişliklerinin siyasi olarak anlamı olduğunu söylemişlerdir. Hane içindeki ücretsiz emeklerini, ev içi şiddeti, her iki alandaki erkeklerle olan ilişkilerini ve emeğin hane içi ve toplumda olmak üzere ayrımı üzerinden kadın erkek ilişkisini sorgulamışlardır.
Böylece feminist açılımlar sayesinde ev kadınlarının ev içi emeklerinin görünürlüğü sağlanmıştır. Ancak öznenin hala “ev kadını” olması nedeniyle bu görevleri kadınla özdeşleştiren algıda değişiklik olmamıştır. Çünkü kadın yeniden üretimdeki (doğurma yeteneği) rolü ile doğaya yakın olarak algılandığından yemek, temizlik, ütü, bulaşık gibi ev işlerinin onun “doğal görevleriymiş” gibi algılanması devam etmiştir. Ancak bu emeğin görünürlüğü hanenin gelişimi için kadının sunduğu katkıyı en azından gözler önüne sermiştir.

Kamusal alanda ise kadınlar iş bulma, seçme seçilme gibi siyasi hakları; miras hakkı, boşanma hakkı gibi medeni haklarını kazanırken en azından şeklî eşitliği elde etmişlerdir. Fakat adı üzerinde olan bu şeklî eşitlik sadece işin görünürdeki kısmıdır sadece; zira kadının kamusal hayattaki dezavantajlı konumu azalırken, tamamen yok olmamıştır. Siyasette ve iş dünyasında yüksek mevkilere getirilmeme, hane içi emekte herhangi bir değişikliğin olmaması, sokakta/işte cinsel taciz, fiziksel/sözel şiddet bağlamında eşitsizlik devam etmiştir. Özetle kadına biçilen geleneksel roller değişir, dönüşür ve evrilirken özde aynı kalmıştır: kadının yeniden-üretimdeki rolü (doğum) üzerinde ona yüklenen roller…

Kadının sosyalleşmesinde “iyi bir eş ve iyi bir anne “ olmak söylemi hala devam ederken, onun hane içindeki geleneksel rollerinin kamusal alana taşınmasıdır sadece söz konusu olan. Bu nedenle feministler erkek egemen kamusal alanın “yeniden yapılandırılmasını” savunmuşlardır. Kate Millet, liberalizmin kamusal alan/özel alan ayrımının erkeğin kadının üzerindeki egemenliğini meşrulaştırdığını belirtmektedir. Bu yönüyle iktidar hiçbir zaman kadının var oluşunu kabul etmezken kamusal alan da geleneksel yapıdan çok da farklı değildir ve kamusal alandaki iş bölümü aynı zamanda özel alandaki iş bölümünün uzantısı şeklindedir. Diğer deyişle kadının kamusal alana girişi onun ikincil konumunu değiştirmezken, aksine kamusal alandaki farklı güç ilişkileri nedeniyle bu ezilmişlik güçlenmiştir ve her iki alanda da kadının emeği sömürülmektedir (7).

Carol Pateman bu süreci hane içi ataerkilliğin ataerkil sivil topluma (erkeklerin kardeşliği) dönüşümü olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle ona göre vatandaşlık, sivil toplum kavramları da erkek egemendir, çünkü kamusal alan erkeklerindir (8). Kadın da vatandaştır, ama aynı zamanda hatta öncelikli olarak eştir ve annedir. Silvia Walby da ataerkiliği özel ve kamusal alana ilişkin olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Bu noktada özel alandaki ataerkillik kadının erkeğe hane içindeki hizmetine işaret ederken, kamusal alandaki ataerkillikte ise kadın kamusal alandan dışlanmaz ama sömürmektedir ve özel alan olarak tanımlanan “aile” devlet tarafından politik amaç için kullanılmaktadır (9).

Türkiye’de ise erken Cumhuriyet döneminde “batılaşma ve modernleşme” çabaları kadınların kamusal alana girmesini “gerektirmiştir”. Çünkü kadının iş gücüne ihtiyaç vardı. Bu tarihten sonra politik hakları kadınlara “verilirken” düşük oranda da olsa mecliste, sağlık ve eğitim servislerinde, fabrikalarda kadınlar da yer almaya başlamışlardır. Kadının siyasi hayata ve ekonomik hayata girmesinin nedenini Ayşe Öncü üst sınıf erkeklerin alt sınıflara doğru akışını engellemek için olduğunu söylemektedir. Şirin Tekeli ise Öncü’ye ek olarak “devlet feminizmin” bu süreci etkilediğini belirtmektedir (10). Ancak bu süreçte Türk Kadınlar Birliği gibi devletten özerk feminist kurumların çabalarını göz ardı edilmemelidir. Benim burada vurgulamaya çalıştığım kadınların haklarının “sadece” devlet eliyle “verildiği” değil, devletin de bu süreçte etkin bir rol oynadığıdır. Bütün bunların ışığında “ev kızları” üzerine yapılan araştırma bu ‘kızların’ üretime katılması gerektiğinin altını çizmesi nedeniyle daha da anlamlı hale gelmektedir ki, bu anlam bu yazının sınırları dışında kalmaktadır.

Ana sorumuza dönersek… Peki, nasıl bir kamusal hayat ve konumuz açısından ücretli çalışma hayatı bekliyordu kadınları? Bu noktada belirtmekte yarar var aşağıda sıralanan sorunlar “tüm” kadınlar için genellenebilir değildir, zira bir “özne” olarak kadınların farklı zaman ve mekânda birbirinden farklı hayat hikâyelerine sahip olduğu gözden kaçırılmalıdır. Ama bu ülkede “bazı” kadınlar sırf kadın olmaları nedeniyle aşağıda sıralayacağım sorunlardan en az birini yaşıyorsa o ülkede en azından genellenebilir “kadın sorunu” vardır. Buradaki “kadın sorunu” tanımı ise erkek egemen bir toplumda -erkeklerin dünyasında değil- kadınların yaşadığı sorunlar olarak alınmalıdır. Aksi halde bu tanım daha en baştan erkekler ve kadınlar arasındaki hegemonik ve eşitsiz ilişkiyi kabul etmek olacaktır. Bu satırların sahibi reddettiği ve eleştirdiği anlatıyı yeniden üretmekten özenle kaçınmaktadır.
Şimdi ücretli iş yaşamında yaşanılan belli başlı sorunlara bakalım:

Öncelikle farklı sınıflardan kadınların farklı konumda olduklarını parantez içine aldıktan sonra bu yeni durum yani ücretli iş yaşamında yerlerini alışları kadına ahlakı yönden biçilen rolleri ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımı değiştirmemiştir. Kadınlar hala “anne ve eş olarak” çocuk yetiştirmek, ev işleri yapmak gibi geleneksel rolleriyle tanımlanmaktadır. Kadının hane içi geleneksel rollerinin kamuya taşınması onların iş yaşamına daha en baştan dezavantajlı girmesine neden olmuştur.
En basitinden maaşlı bir işte çalışan kadın sayısı maaşlı bir işte çalışan erkek sayısına göre hala düşük kalmaktadır. Kadınların bir kısmı özellikle kırsalda tarım ve küçük aile işleri olmak üzere ya ücretsiz aile işçisi ve sosyal güvenlikten yoksun olarak ve ya da erkeğe nazaran daha düşük maaşla ağır koşullarda çalışmaktadırlar. Bu ücretli iş ise, eğitimli kadın sayısının az olması nedeniyle kalifiye işler değildir.

Kadının bazen çalışma hayatına girmesi bile erkeğin iznine tabi olmaktadır: kocasının, babasının, ya da erkek kardeşinin. İş yaşamında ise çoğunlukla kadının parasında erkeğin kontrolü bulunmaktadır. Bazı kadınlar çevrelerinde bulunan erkeklerin kararına kalmadan kendileri kendilerine ket vurmaktadırlar. İşe başvuran erkeğin evli olması tercih edilirken kadının bekâr ve çocuksuz olması istenmektedir. Hatta kadınlar için iş sözleşmelerinde evlenmeyeceği ve çocuk doğurmayacağına dair madde konulmaktadır. Bazen bu geleneksel roller o kadar içselleşmiş oluyor ki çocuk doğurmak için kariyerinden vazgeçenler olmaktadır. Bununla birlikte kadınlar ailelerinin namusuna söz getirmemek için kamusal alana dişiliklerini evde bırakarak çıkmışlardır. Zira onlar erkelerin ilgisini çekebilecekleri düşüncesiyle cinsel kimliklerinin ötesinde davranmak ve dişiliklerini saklamak zorundadırlar.
Eğer kadın ücretli bir işte çalışıyorsa, onların “ev ve çocuk bakma işini” bakıcılar, büyük anneler, kadın hizmetçiler, gündelikçiler olmak üzere başka kadınlar yapmaktadır. Bu durum erkekleri yeni rol taleplerinden korurken, bu koruma diğer kadınların sömürülmesine neden olmaktadır.

Ayrıca ataerkillik ve toplumsal cinsiyet arasındaki yakın ilişki nedeniyle kadının emeği ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır, zira kapitalizm düşük maliyet, yüksek kar hedefler. Türkiye’de yetişkin erkek ailenin sosyal statüsünü belirlerken, yetişkin kadının çıkarları ailenin/kocasının/babasının çıkarları ile yakından ilişkilendirilmekte ve kadınların önceliğinin aile çıkarı olduğu var sayılmaktadır. Ve erkekler hala “eve ekmek getiren” olarak kabul edildikleri için hanede kadının maaşı ikincil kalmakta ve bu ikincillik kadına verilen düşük maaşı meşrulaştırmaktadır. Ekonomik krizlerde işten önce kadınlar çıkarılmakta ve kadınların yüksek mevki, iyi maaş için çabalamaları konusunda cesaretleri kırılmaktadır. Zira ailelerin çıkarları söz konusu olduğunda örneğin evlenmeleri veya doğum yapmaları halinde tekrar evlerine dönmeleri beklenmektedir.

Bugün birçok kadın iş yaşamında ise cinsel tacizden düşük ücrete, iş yerinde rahatça yükselememe gibi haksızlıklara maruz kalmaktadır. Genellikle yüksek mevkilerde bulunması tercih edilmezken (glass sealing) ile yükselmesi önlenmekte ya da yavaşlatılmaktadır.

Bütün bunları aşmış olsa dahi işler “kadın işi” ve “erkek işi” diye ayrılırken, kadından da elbette ki hemşirelik, öğretmenlik, sekreterlik gibi “kadın işinde” çalışması beklenmektedir. Müfettişlik ve kaymakamlık gibi bazı işlerden ise sadece kadın olmaları nedeniyle dışlanmaktadırlar.

Bu genel çerçeve içinde kamusal alanda ‘temsiliyet’ ve kadınların başta ücretli iş yaşamı olmak üzere görünürlükleri ne yazık ki otomatik olarak çoğulculuk getirmemiştir. Çünkü kadınlar kamusal alanda hala bir anne ve eş olarak geleneksel rolleriyle tanımlanmaktadırlar. Kaldı ki öznellik ekonomik özgürlükle kazanılmaktadır. Eğer ki kadının özgürlüğünü kamusal alana çıkması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesiyle ilişkilendirirseniz bu daha en baştan kadına biçilen rolleri kabullenişi de içermektedir. Oysa toplumsal cinsiyet sadece özel alanda değil kamusal alandaki hareketini de sınırlamaktadır kadının. Kısası kamusal alana giriş, kadını “özgürleştirmemiş” tam da tersine kadınların “özne” olarak kabul edilmedikleri gerçeğinin üzerini örtmüştür.

Ve asıl özgürlük kadının kamusal alana çıkışı ile değil, özel alan ve kamusal alanın toptan dönüşümü ile olacaktır.

Dipnotlar
1) http://www.ntvmsnbc.com/news/434580.asp, 5 Şubat 2008
2) Jürgen Habermas, ‘Kamusal Alan.’ Meral Özbek (der.) Kamusal Alan. İstanbul: Hil Yayıncılık, Aralık 2004,s. 95–102.
3) Nancy Fraser, Meral Özbek (der.), ‘Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek’ Kamusal Alan. İstanbul: Hil Yayıncılık, Aralık 2004, s. 107–110
4) Don Slater, ‘Public/Private.’ Chris Jenks (der.) Core Sociological Dichotomies., New Delhi / Colifornia / London: Sage Publications, 1998, s. 138–143
5) Aktaran Aksu Bora, ‘Kamusal Alan/Özel Alan: Mahrumiyet-Özgürleşme İkileminin Ötesi.’ Toplum ve Bilim. Feminist Kuram. Bilgi İktidar, Vol. 75. İstanbul: Birikim Yayınları, Kış 1997, s. 88
6) Aktaran Fraser, agm., s. 107–110
7) Aktaran Eser Köker, ‘Saklı Konuşmalar.’ Meral Özbek (der.) Kamusal Alan. İstanbul: Hil Yayıncılık, Aralık 2004, s.543
8) Aktaran Suad Joseph, ‘Civil Society, the Public/Private, and Gender in Lebanon,’ Fatma Müge Göçek (der.), Social Construction of Nationalism in the Middle East.. Albany: State University of New York Press, 2002, s. 182
9) Aktaran Barbara L. Marshall, Engendering Modernity. Feminism, Social Theory and Social Change. Oxford: Polity Press, 1994, s.49
10) Aktaran Deniz Kandiyoti, ‘Modernin Cinsiyeti: Türk Modernleşmesi Araştırmalarında Eksik Boyutlar.’ Sibel Bozdoğan-Reşat Kasaba (der.) Türkiye’de Modernleşme ve Kimlik. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999, s.112–113

Kaynakça:

Arat, Yeşim, ‘Türkiye’de Kadın Milletvekillerinin Değişen Siyasal Rolleri, 1934–1980’, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler. Bilanço 98. İstanbul: Tarih Vakfı, Eylül 1998, s.249-266

Baykan, Ayşegül, ‘The Performative Vernacular: An Approach to City and Gender’, Ise Lenz ve diğerleri (der.), Crossing Borders and Shifting Boundaries. Gender, Identities and Networks, Sayı.2. Leske and Buldrich, Opladen, 2002, s.105–112

Berktay, Fatmagül, Tarihin Cinsiyeti. İstanbul: Metis Yayınları, Eylül 2003

Bora, Aksu, ‘Kamusal Alan/Özel Alan: Mahrumiyet-Özgürleşme İkileminin Ötesi’, Toplum ve Bilim. Feminist Kuram. Bilgi İktidar, Sayı 75. İstanbul: Birikim Yayınları, Kış 1997, s.85–93

Çaha, Ömer, ‘İdeolojik Kamusalın Sivil Kamusala Dönüşümü’, Doğu-Batı. Kamusal Alan, Sayı.5. Ankara: Doğu-Batı Yayınları, Kasım-Aralık-Ocak, 1998–9, s. 81–103

Durakbaşa, Ayşe, Halide Edib. Türk Modernleşmesi ve Feminizm. İstanbul: İletişim Yayınları, 2002

Demir, Songül, ‘Kamusal Alanın Belirlenmesinde Ben ve Ötekinin Yeri’, Doğu-Batı. Kamusal Alan, Sayı 5. Ankara: Doğu-Batı Yayınları, Kasım-Aralık-Ocak, 1998–9, s.233–237

Ecevit, F. Yıldız, ‘Kentsel Üretim Sürecinde Kadın Emeğinin Konumu ve Değişen Biçimleri’ in Şirin Tekeli (ed.) 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 1995, s.117–128

Ecevit, Yıldız, ‘Türkiye’de Ücretli Kadın Emeğinin Toplumsal Cinsiyet Temelinde Analizi’, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler. Bilânço 98. İstanbul: Tarih Vakfı, Eylül 1998, s.267–284

Entwistle, Joanne, ‘Sex/Gender, Chris Jenks (der.), Core Sociological Dichotomies. New Delhi / Colifornia / London: Sage Publications, 1998, s.151–165

Fraser, Nancy, ‘Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek’, Meral Özbek (der), Kamusal Alan. İstanbul: Hil Yayınları, Aralık 2004, s.103–132

İlyasoğlu, Aynur, Örtülü Kimlik. İstanbul: Metis Yayınları, 1994

İlkkaracan, İpek, ‘Kentli Kadınlar ve Çalışma Yaşamı’, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler. Bilanço 98. İstanbul: Tarih Vakfı, Eylül 1998, s.285–302

Joseph, Suad, ‘Civil Society, the Public/Private, and Gender in Lebanon’, Fatma Müge Göçek (Der.) Social Construction of Nationalism in the Middle East. Albany: State University of New York Press, 2002, s.167–189

Kandiyoti, Deniz, ‘Modernin Cinsiyeti: Türk Modernleşmesi Araştırmalarında Eksik Boyutlar’, Sibel Bozdoğan-Reşat Kasaba (der.), Türkiye’de Modernleşme ve Kimlik. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları 1999, s.99–116

Kandiyoti, Deniz, Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar. Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler, Aksu Bora ve diğerleri (der.). İstanbul: Metis Yayıncılık, Haziran 1997

Kardam, Filiz, Gülay Toksöz, ‘Cumhuriyetten Günümüze Çalışma Yaşamı ve Kadınlar: Ayrımcılığın Değişen Boyutlarıyla’, Zeynep Rona (der.), Bilânço 1923–1998 Cilt. 2. İstanbul: Tarih Vakfı, 1999, s.299–311

Keyman, E. Fuat, ‘Kamusal Alan ve Cumhuriyetçi Liberalizm: Türkiye’de Demokrasi Sorunu’, Doğu-Batı. Kamusal Alan, Sayı 5. Ankara: Doğu-Batı Doğu-Batı Yayınları, Kasım-Aralık-Ocak,1998–9, s.63–80

Köker, Eser, ‘Saklı Konuşmalar’, Meral Özbek (der.), Kamusal Alan. İstanbul: Hil Yayınları, Aralık 2004, s 539–550

Kömeçoğlu, Uğur, ‘Örtünme Pratiği ve Toplumsal Cinsiyete İlişkin Mekânsal Bir Etnografi’ in Doğu-Batı. Kimlikler, Sayı 23. Ankara: Doğu-Batı Yayınları, Mayıs-Haziran-Temmuz 2003, s.37–74

L. Marshall, Barbara, Engendering Modernity. Feminism, Social Theory and Social Change. Oxford: Polity Press, 1994

Larber, Judith, Gender Inequality. Feminist Theories and Politics, 2nd Edition. Los Angeles, California: Roxbury Publishing Company, 2001

Oktik, Nurgün; Füsun Kökalan, ‘Feminizmden Kadın Çalışmalarına-Devletin Fonksiyonu’, Doğu-Batı. Yeni Devlet Yeni Siyaset, Sayı 21. Ankara: Doğu-Batı Yayınları, Kasım-Aralık-Ocak 2002–3, s.213–230

Özbay, Ferhunde, ‘Kadınların Eviçi ve Evdışı Uğraşlarındaki Değişme’, Şirin Tekeli (der.), 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 1995, s.129–158

Özbek, Meral, ‘Giriş: Kamusal Alanın Sınırları’, Meral Özbek (der.) Kamusal Alan. İstanbul: Hil Yayınları, Aralık 2004, s.19–89

Pateman, Carole, ‘Kardeşler arası Toplumsal Sözleşme’, John Keane (der) Sivil Toplum ve Devlet. Avrupa’da Yeni Yaklaşımlar,
Asku Bora (çev). Ankara: Yedikıta Yayınları, Mayıs 2004, s 119–146

Slater, Don, ‘Public/Private’, Chris Jenks (der.), Core Sociological Dichotomies. New Delhi / Colifornia / London: Sage Publications, 1998, s.138–150

Yuval-Davis, Nira, Cinsiyet ve Millet, Ayşin Bektaş (Çev.). İstanbul: İletişim, 2003
http://www.ntvmsnbc.com/news/434580.asp, 5 Şubat 2008

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s