Hiçbir Kimlik ya da Değer Mutlak Değildir

baudrillard.gif“Radikal Kitap Eki'nin 9 Mart 2007 tarihli sayısında yayımlanmıştır.”

Jean Baudrillard 6 Mart günü aramızdan ayrıldı. Ancak, gerek içinde yaşadığımız dünyayı gerekse sürdürdüğümüz alışkanlıklarımızı bizlere yadırgatan ve böylece hali hazırda olanın, ‘olması gereken’ olmadığını gösteren sarsıcı üslubu ile hep hatırlanmaya devam edecek.
Baudrilard’ın, yaşamı boyunca verdiği tüm eserlerinde ortak olan bir tema varsa bu da bugün gerçek olarak algıladıklarımızın, üzerine anlam yüklediğimiz değerlerin, bağlandığımız kimliklerin ve aidiyetlerin mutlak ve ebedi olmadığı fikriydi. Elbette, bu fikri ilk kez dile getiren Baudrillard değildi. Nietzsche’den Heidegger’e, Foucault’dan Deleuze’e uzanan tüm bir yapısalcılık sonrası eleştirel kuram, Baudrillard’ın düşüncesi ve yazınına damgasını vurmuştu. Baudrillard’ın tüm bu adı geçen düşünürlere katkısı ise bu kuramsal eleştiriyi, gelişen teknolojiyle kurduğumuz ilişki üzerinden yeniden düşünmesi ve böylece bizleri gündelik tecrübelerimizi sorgulamaya davet etmesi oldu.
Okumaya devam et

Davetsiz Misafir Blog

Merhaba,
Yayınına yaklaşık iki yıl ara verdiğimiz davetsiz misafir dergisini, davetsizmisafir.org adresinde online olarak yeniden yayınlamaya başladık. Web sitemizin “dergi arşivi” bölümünde, dergimizin basılı sayılarında yer alan çarpıcı makaleleri, öne çıkan söyleşileri ve çeviri metinleri bulabileceksiniz. Ne var ki, bu site geçmiş sayıların bir arşivi olmaktan ziyade esasta güncel yazı, fikir, yorum ve eleştirilerin dolaşıma girdiği sürekli aktif bir etkileşim alanı olarak tasarlandı. Sitemizi blog biçiminde tasarlayarak yazar-okur ayrımını ortadan kaldıran, coğrafi mesafeleri hükümsüz kılan, maddi ve siyasi her türlü tabiyeti reddeden, herkesin hem yazarı hem de okuru olduğu bir buluşma noktası ve hareketlı bir tartışma alanı kurmaya çalıştık.

Davetsiz misafirler, geçici otonom bölgemize hoş geldiniz!

İmza Kampanyaları> Türkiye Kyoto’yu İmzala – Hrant Dink’in Katillerini İfşaya Çağrı – Güneydoğu’da Sivil Çözüm

Hali hazırda internette sürmekte olan üç önemli imza kampanyasi var.

Kampanyalardan birincisi küresel ısınma amblem01.giftehdidine karşı uluslararası ekolojik düzenlemeleri öngören ve dolayısıyla ağır sanayii ve aşırı enerji tüketimine karşı birtakım kısıtlamalar getiren Kyoto Protokolü’nü bugüne kadar imzalamamış olan Türkiye’yi anlaşmayı imzalamaya davet eden bir bildiriyi imzaya açıyor. Destek vermek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
http://www.kyotoyuimzala.com/

İkinci kampanya “İfşaya Çağrı” başlığını taşıyor ve aşağıdaki şu cümlelerle, hepimizi Hrant Dink cinayetinin gerçek faili olan gündelik hayatlarımıza yayılmış mikro-faşizmi ifşa etmeye çağırıyor:hrant dink cenaze
“Biz, aşağıda imzası bulunan Türkiyeli vicdan sahipleri, 23 Ocak’ta Hrant Dink’in cansız bedeninin arkasında yürüyen kalabalığın saygılı sessizliğinin, ortak bir iradeye dönüşmesini istiyoruz. Irkçılığı milliyetçilik adı altında meşrulaştıranların, bu korkunç cinayetin işlenmesinde sorumluluk sahibi olduğunu biliyor, bu söylemi ifşa etmenin böyle bir sivil iradenin gereği olduğuna inanıyoruz.”
http://www.hrant-ve-biz.org/

Üçüncü kampanya Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yıllardır sürmekte olan kanlı çatışmalara bir son vermek için hepimizi “Sivil Çözüm”e çağırıyor. anti-militarizmSilahların ve şiddetin hiçbir sorunu çözmediği gibi acıları daha da onarılmaz hale getirdiğine dikkat çekilen bildiride, çatışma ortamının tamamen sona ermesi için, eylemde, fikirde ve yüreklerde silahların bütünüyle susması gerekiyor, deniliyor.
“Tek bir terörist kalmayıncaya kadar” diye başlayan militarist asayiş politikası, kanı durdurmuyor, kinci söylemi besliyor ve bölge üzerinde hesapları olan güçlere bağımlılığı arttırıyor. Oysa sorun bizim sorunumuz, hepimizin çabalarıyla ancak bu topraklarda çözülebilir. Öncelikle, devlet kurumlarından, çatışmaları ve ölümü değil, yaşamı siyasetin merkezine alan bir açılım talep ediyoruz. Çözümün sorumluluğunu, siyasi irade üstlenmelidir.
Imza vermek için: http://www.sivilcozum.org

Ya Kuzgun Başa Ya Devlet Leşe

“Siyahi Dergisi'nin 8. sayısında yayımlanmıştır.”

Üçüncü dünya anarşizmleri meselesine Ortadoğu’dan bir bakış

Son Kurban Lübnan
Lübnan’daki savaşın ardından ilan edilen ateşkesin daha ilk saatlerinde, bombardıman dolayısıyla harabeye dönen şehirlerin yıkıntılarından yükselen dumanlar henüz gökyüzünü griye, öldürülen çocukların cesetleri ise henüz yeryüzünü kızıla boyarken, kan ve barut kokusu altında, savaşın her iki tarafı da zaferi kazandığını, düşmanını bozguna uğrattığını, özgürlüğünü ve bağımsızlığını koruduğunu ilan ediyordu. Savaşın tüyler ürpertici görüntülerine eşlik eden bu zafer haykırışlarını insanlığın geçirdiği histeri nöbetlerinden biri olarak izledik hep beraber. intifadaBelki de karanlık bir ironinin, Orwellci disütopyalardan devşirilmiş “yıkım zaferdir”, “kıyım özgürlüktür” gibi sloganlar üzerinde yükselen bir dünyanın, yansıması olarak gördük olan biteni. Ne var ki, aslında belki de savaşı ve sonrasında yaşananları değerlendirirken hiç de yan anlamlar, ironiler veya histerik saplantılar aramaya gerek yoktu. Her şey kelimenin tam anlamıyla, doğrudan ve açıkça ifade edilmişti. Zafer gerçekten kazanılmıştı. Hem de her iki taraf tarafından. Savaşı hem İsrail Devleti hem de Hizbullah Örgütü kazanmıştı çünkü. Savaşı, İsrail Ordusu, Hizbullah milisleri, askeriliği dünyanın en ulu ve kutsal vazifesi olarak gören, sorunların ancak kaba kuvvet ile çözülebileceğini savunan zihniyet kazanmıştı. Savaşı, devletlerin ve orduların veyahut devlet modeline göre örgütlenmiş hiyerarşik ve militarist örgüt ve grupların insanlığın bekası için gerekli ve zorunlu olduğunu tekrarlayıp duran söylem kazanmıştı. Savaşı, etiyle kemiğiyle insan suretindeki milyonları insan saymayan onları keyfi bir şekilde terörist ilan edip insanlıktan çıkaranlar kazanmıştı. Ve en nihayetinde savaşı kazanan bir kez daha, insanlığı aynı olana, sabit kategorilere, liberal demokrasinin sözde çoğulcu söylemi içinde aynı iktidarın aynı diline tabi kılan düşünme ve anlamlandırma biçimleri olmuştu. Böylesi bir savaşın en büyük zararı, dünyada çok az yerde karşımıza çıkabilecek bir çeşitliliği ve farklılığı bir arada barındırabilmiş Lübnan halklarına vermiş olması ise hiç şaşırtıcı olmasa gerek.
Okumaya devam et

Foucault'nun Gelecek Siyaseti: "Devrime karşı İsyan"

Giriş > Michel Focault Nedir?
foucault“….benim kişisel düşüm tam olarak bomba yapmak değildir; çünkü insanları öldürmeyi sevmem. Ama bomba-kitaplar yazmak istiyorum, yani tam olarak birisi onları yazdığı veya okuduğu anda yararlı olacak kitaplar…. Bu kitaplar öyle olacak ki, okunduktan veya yararlanıldıktan kısa bir süre sonra yok olacaktır… Patlamadan sonra, bu kitapların çok güzel birer havai fişek olduğu insanlara hatırlatılabilir. Çok sonra, tarihçiler ve başka uzmanlar falanca kitabın bir bomba kadar yararlı ve bir havai fişek kadar güzel olduğunu söyleyebilirler”
–İktidar Üzerine Diyalog-

Michel Foucault’nun devrim olgusuna yaklaşımını ve devrim kavramına yönelik tavrını tartışmaya başlamadan önce kendisinin düşünce tarihi içindeki konumuna, daha doğrusu kendi kendisini düşünce tarihi içinde nasıl gördüğüne bakmakta yarar var. Zira Foucault’nun kendi konumuna biçtiği rol, onun bu yazıda üzerinde duracağım politikanın tanımı, iktidarın yapısı, öznenin kuruluşu ve entelektüelin işlevine dair yaklaşımlarının ipuçlarını daha baştan veriyor.
Okumaya devam et

'Sinik Aklın Eleştirisi'nden 'Siborg Manifestosu'na: 21. Yüzyıl İçin Siyaset Arayışları

“Gölge Etme Başka İhsan İstemem”

donna.jpgDavetsiz Misafir’in bugüne kadar çıkan sayılarında şimdiye değin yazdıklarımız, aslında bir düşünsel evrim sürecinin yansımalarıydı. Belki de 68’deki büyük kalkışmanın ardından toplumun geçirdiği radikal dönüşümleri, hızlı hızlı okuyarak, hızlı hızlı tecrübe ederek, hızlı çekim halinde iki yıla sıkıştırmıştık. Önce aydınlanmanın tüm kurumları ve idealleriyle birlikte kökten bir eleştirisi, ardından içine düşülen boşlukta, yıkılan kavramların altında mutlak bir anlamsızlık ve her birimizin eş değer derecede değersiz olduğu gerçeği ile baş başa kalış, sonrasında bununla başa çıkamayıştan gelen büyük bir karamsarlık, buhran ve sinik ruh hali, tam da bu sırada hemen yanı başımızda Levent’te ve Taksim’de patlayan intihar arabalarının dehşeti ve nihayet hayatta kalmayı sürdürebilmek için başvurulan sonsuz alay ve ironi bu derginin sayfalarına yansımıştı bugüne kadar. En son, alaycı aklı da eleştirmiş, ironinin, sadece Southpark, Simpsonslar veya Ekşisözlük ile değil, gündelik medya ve haberlerle de çoktan yadırgatmacı ve yıkıcı şaşırtıcılığını, heyecanını, muhalif gücünü yitirdiğini söylemiştik.
Okumaya devam et

Dünyayı Değiştirmek İçin Kaç İmparator Devirmek Gerekir?

İmparatorluğa Giriş / Dünya Resmi

“Kitabı, genel tasarımı yavaş yavaş beliren bir mozaik gibi düşünün.”
Çokluk, -Negri & Hardt-

Elimizdeki kitabın vaadettiği gibi gerçekten de gözümüzün önünde somutlaşan bir şey var –hem de “İmparatorluk”u çok önceleyen bir gerçeklik bu-: Tarihi bir kez daha okuma ve dünyanın şimdiki halini teorileştirme güdüsü. Etrafımızı sarıp sarmalayan, hayatın her noktasını belirleyen birtakım yeni, oldukça müphem, henüz adlandırılmamış gerçeklikleri görme ve gösterme iddiasındaki bir dünya tahlili, önümüzde duran. Kapitalizmi tarihte ilk defa tam anlamıyla gerçekleştiren İmparatorluk ve yine ilk defa demokrasiyi mümkün kılan Çokluk kavramları arasındaki gerilim hattının bir ürünü olarak beliren bu dünya tahlilinin yaratıcıları Hardt ve Negri’ye bu çabalarında ne gibi hayaletlerin musallat olduğunu belirlemek belki de metne iyi bir giriş noktası olur.
Hardt ve Negri Marksist gelenekten besleniyor fakat yepyeni bir tanım arayışında duruyorlar. Eski terimlerin, eski teorilerin, eski analiz birimlerinin dünyayı anlamlandırmada yetersiz kaldıkları, belirsizliklerin gittikçe çoğaldığı, sis perdeleri arkasındaki bir dünyayı el yordamıyla yoklamak, neredeyse bir içgüdüyle belirsizliklerden rahatsızlık duymak ve onları günışığına çıkarmaya çalışmak ve nihayet “dünyanın, hayatın ve tarihin kuruluşunu açıklayan” bir “dünya haritası” çıkarmak, onların projelerinin çıkış noktasını oluşturuyor. Aslında çizdikleri resim biz onları teşhis etmek istedikçe elimizden kaçan gerçekliklere işaret etmekte. Fakat imparatorluk projesi zaten inadına bir çabayla defalarca, ve aşağıda değinileceği gibi çelişen şekillerde tanımlama anlamına gelen bir proje: Öyle ki, biz onu yılmadan tanımladıkça, ona inandıkça ve gerçekliğini doğruladıkça, imparatorluk gerçekten orada olacaktır. Hardt ve Negri projenin çok kapsamlı olduğunu ve kendi çabalarının ancak bir başlangıca işaret ettiğini teslim etmektedirler, fakat tanımlayamadıkları belirsizlikler asla İmparatorluğun var olduğu gerçeğini sarsmaz. O oradadır, sadece tanımlanmayı beklemektedir.
Okumaya devam et

4 8 15 16 23 42… LOST

lost_1.jpgTelevizyon artık sadece televizyonda değil. Yeni dönem dizi furyasında, her bölüm internet ortamında yeniden seyrediliyor, ayıklanıyor, bir geri bir ileri alınıyor. Altyazı ekibi olaraksa bu sayıdan itibaren bizi esir eden bu dizi filmleri tanıtmaya ve incelemeye koyuluyoruz. Bu serinin ilk dizisi “Lost”, her bölümde farklı yerlere serpiştirdiği ayrıntılarla geçmiş bir bölümü ve hikayeyi aydınlatan cinsten bir dizi olarak fanatiklerini birbirleriyle haberleşmeye çağırıyor. Daha önceden Matrix filminde (Wachowski kardeşler) olduğu gibi detaylar, hikayeyi çözmek için bizi çeşitli referanslara götürüyor. Yani artık dizi filmler de “interaktif” olma özelliği kazanıyor… Desperate Housewifes, Lost, Buffy veya Angel gibi bir dizi hikayeyi direkt olarak seyirciye vermiyor, seyirci hikayeyi çözümlüyor

Previously on Lost…( Lost’a bir önceki bölümlerde)
Okumaya devam et