Türkiye'de Sol Kendi Milliyetçiliğini Ne Kadar Sorguladı?

birikim_nisan.jpgSeçim sonuçlarının hemen akabinde, bağımsız adaylar arasında vuku bulan tartışmalar, özellikle Baskın Oran taraftarlarının DTP kökenli bağımsız adaylara yönelttiği suçlamalar, Türkiye solunun kendi ırkçılığı konusunda özeleştiri yapmaktan ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Liberal sol, ÖDP ve Birikim çevresinde son aylarda bir hayli yoğun biçimde üretilen Kürtler’in ‘milliyetçi’ ve ‘kimlikçi’ olduğu, dolayısıyla solculuktan uzaklaştıklarına dair söylem, seçim sonrasında bağımsız aday Baskın Oran’ın destekçileri tarafından Kürtlere yönelik bir aşağılama kampanyasının ana dinamiği olarak kullanıldı. Bilindiği gibi geçtiğimiz aylarda Birikim dergisi yazarlarından Ahmet İnsel, milliyetçiliğin sözlük tanımını Kürtler'e tatbik etmekten ibaret, akademik derinlik ve incelemeden yoksun yazılarında ikisini eşit tuttuğu Türk ve Kürt milliyetçiliklerini eleştirmişti. Bu yazılar “Kürt milliyetçiliği” tabirinin kullanılmasının ne kadar yerinde olduğuna dair bir tartışmanın başlamasına neden olmuştu. Derginin yayın yönetmeni Ömer Laçiner de “Kimlikçilik Gericiliktir” ana fikirli yazılarla Ahmet İnsel'e destek vermişti. Bu görüşler karşısında yazar Ömer Ağın, Kürt milliyetçiliği tabirini böylesine kolayca ortaya atmadan önce Kürt hareketinin ve kurumsallaşmış Türk milliyetçiliğinin Kürtler'e yönelik tavırlarının çok boyutlu bir biçimde incelenmesi gerektiği yönündeki eleştirilerini Radikal 2 gazetesinde yayımlamak istemiş, ancak hem sözü geçen dergi çevresinin hem de Radikal gazetesinin yazarlarından olan Murat Belge'nin engellemesi ve sansürü ile karşılaşmıştı. (Ömer Ağın ve başka birçok Kürt yazar “Kürt milliyetçiliği” tabirine yönelik eleştirilerini daha sonra Özgür Gündem gazetesinde yayımladılar. Tartışmanın ayrıntılı takibi için Birikim dergisi ve Gündem gazetesinin ilgili sayılarına bakılabilir.)
Evet, Türkiye’de ne Kürt milliyetçisi olarak tabir edilebilecek, bu kimliği üstlenmiş ve kitlesel olarak benimsemiş kişi veya gruplar vardı ne de Kürt milliyetçiliğinin Türk milliyetçiliği gibi herhangi kurumsallaşmış somut bir uzantısı bulunuyordu. Birikim dergisi ‘Kürt milliyetçiliği’ diye bir şeyi ortaya atmıştı atmasına ama bizler ne “Kürt, öğün, çalış, güven” ne de “Bir Kürt dünyaya bedeldir” gibi bir sözü bugüne kadar duymuş ya da işitmiştik. Bunlara rağmen, Kürt hareketinin milliyetçilik ve kimlikçilikle yaftalanıp ‘solculuklarının’ yetersiz olarak değerlendirilmesi, zihinlerimizde “peki Kürt hareketini bu denli kolaylıkla ve temelsiz bir biçimde milliyetçi olmakla suçlayabilen Türkiyeli solcular acaba kendi ırkçı ve milliyetçi reflekslerini ve önyargılarını ne kadar sorguluyorlar?” sorusunu uyandırdı. Yoksa başkalarına solculuk öğretmeye kalkıp kendilerini de solun entelektüel öncüsü olarak kurmaya çalışanlar ezber bozacağız diye acaba aynı ezberleri mi üretti?
Okumaya devam et

Adı Konamayan Irkçılık: Usulca Düşman Bellenenler ve Yaygın Pratikler

35931.jpg“Siyahi Dergisi'nin Yaz 2007 sayısında yayımlanmıştır.”

Türkiye gündeminin muktedirler arası çarpışmalara kitlendiği bir zamanda, kilidin çoktan kırık olduğunu fark etmek bugün çok önemli. “Kemalist -bürokratik- militer- aydın” ve “liberal- islamcı- AKP” çatışmasının kendini doğrulayan bir kehanet biçiminde, kriz çığlıkları eşliğinde bir krize döndürülmesi esnasında, iki tarafın da faili olduğu otoriteryanizm ve ırkçı pratikler gündemin alt sıralarına doğru düştü. Oysa ki, çok değil dört ay kadar önce Hrant Dink’in öldürülmesiyle birtakım gerçeklerin artık geri döndürülemez biçimde su yüzüne çıktığını sanmış, Türkiye siyasetinin indirgenmeye çalışıldığı iki büyük kutbun ne denli aynı ırkçı kalıplardan faydalandığı, iş ırkçı ayrıma geldiğinde ne denli birbirlerinin ellerine oynadıklarının iyiden iyiye aşikâr olduğunu düşünmüştük. O günden bugüne gelişmeler yaygın ırkçılığın, tam da gizlendiği formlardan ve adının koyulmamışlığından faydalanarak, yapıştığı pratiklere iyice kurulduğunu gösteriyor. Bu yazı ırkçılığı, çoğu doğrudan ve açıkça ırkçı olmayan, belki ayrımcı veya tektipleştirici eğilimleri olan, günlük hayata içkin yaygın pratiklerin mümkün kıldığını savunuyor. Bu pratiklerin devlet odaklarına gölgesi düşen iki taraflı denklemin iki tarafına da içkin olmakla kalmayıp, yaygınlığı ve adının konulmamışlığı sayesinde doğrudan ırkçılığı erklendirdiğine geçtiğimiz birkaç aya bakarak işaret ediyor.
Okumaya devam et

Utanmaksızın: Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve 'Yeni' Kültürel Tek Yanlılık

13_jpg.jpgYazan: Elizabeth Povinelli
Sunuş Yazısı ve Çeviri: K. Murat Güney

Sunuş
Aşağıda çevirisini okuyacağınız Elizabeth Povinelli’nin “Utanmaksızın: Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve ‘Yeni’ Kültürel Tekyanlılık” başlıklı metni, kendisinin yakın zaman önce İstanbul’da, Boğaziçi Universitesi’nde sunduğu bir bildirinin aldığı eleştiri ve yorumlar akabinde oldukça genişlettiği son biçimidir. Columbia Universitesi, Antropoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Elizabeth Povinelli, çalışmalarını daha çok Avustralya yerlileri olan Aborjinler ve Avustralya hükümeti arasındaki güncel ilişkiler üzerine yürütüyor. Bugüne değin kaleme aldığı kitap ve makalelerinde, azınlık haklarını tanımak üzerinden işleyen liberal hükümet etme biçimlerinin çoğulculuk, çokkültürcülük, farklı kültürleri tanıma söylemi adı altında nasıl asimilasyoncu ve ırkçı politikalar geliştirdiklerine dikkat çekiyor. Liberal demokratik batılı devletlerin görünüşteki özgürlükçü, farklılıkları kapsayıcı yapılarının aksine, aslında bu farklılıkları aynı milliyetçi ulusal tahayyül içinde eritmeye çalışan, bunu yaparken de yerlilerin, azınlıkların ve bugüne kadar sömürülmüş olanların hala aleyhine işlemeye devam eden asimetrik iktidar ilişkilerini muhafaza etmeye yönelmiş yapılar olduğunu gözler önüne seriyor.
Tüm bu çalışmalarıyla Povinelli, dünya genelinde bugünlerde en çok tartışma konusu olan etnik ve dini kimlik hareketleri ve çağdaş devletlerin farklı kültürel kimlik gruplarlarıyla nasıl ilişki kurması gerektiğine dair tartışmaya çok farklı ve eleştirel bir boyut getiriyor. İlk bakışta, yaşadığımız topraklardan oldukça uzak bir bölgeyi, Avustralya’yı ve Aborjinler’i mesele edinen Povinelli’nin çalışmaları bizlere biraz ilgisiz gelebilir. Ne var ki, Povinelli’nin okuyacağınız makalesinde değindiği çağdaş ırkçılık biçimleri hem küresel ve genel anlamda yükselen ırkçı dalgaya bir cevap niteliği taşımakta hem de özelde Türkiye Devleti’nin, Kürtler, Aleviler ve diğer kimlik grupları ile olan ilişki biçimlerini sorgulatacak yeni sorular yöneltmektedir.
Okumaya devam et

Ankara'da Patlayan Bomba Kimlerin İşine Yaradı?

ankara-ulus.gif22 Mayıs'ta Ankara Anafartalar Çarşı'nda gerçekleştirilen bombalı saldırının zamanlaması ve saldırının ardından yapılan çelişkili açıklamalar akılları karıştırmaya devam ediyor. Saldırının hemen ardından, patlamanın üzerinden daha bir saat geçmeden, sanki “bu sefer MGK'yı çarşıda toplayalım” diye önceden sözleşmişçesine olay yerinde bitiveren kuvvet komutanları ve TSK üst yönetimi ile hükümet, vali ve emniyet erkânının, televiyonlara çıkıp daha ölenlerin kanı kurumadan ve bu eylemin ardındaki failler hakkında henüz en ufak bir kanıt yokken belli bazı grupları yine önceden sözleşmişçesine hedef göstermeleri düşündürücüdür.
Okumaya devam et

1 Mayıs Halklara Karşı AKP – TSK İttifakı

35962.jpg 1 Mayıs 2007 birçoklarımız için Türkiye’de iktidar ilişkilerinin nasıl işlediğinin bir kez daha ifşa olduğu bir gün oldu. Günlerdir süren cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışması sırasında şiddetle çatıştıkları gözlenen AKP hükümeti ve karşısındaki CHP-TSK-Emekli Subaylar ittifakı, 1 Mayıs 2007 günü sokaklara dökülen emekliler, işçiler, işsizler, öğrenciler, sendikalılar karşısında aralarındaki sözde kavgayı şaşırtıcı bir ivedilikle unutup sokaktaki halklara el birliğiyle saldırdı.
Evet, 1 Mayıs 2007 günü Anayasa Mahkemesi’nin aldığı cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal kararı ve hemen akabinde erken seçimler konusunda sağlanan mutabakat ile günlerdir cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla AKP ve TSK arasında süre giden danışıklı dövüş sona erdi. Koparılan onca fırtına bir anda yerini sükunete bıraktı. İktidarlar kendi aralarında anlaşmıştı. Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt buluşup tokalaştı. Aynı 1 Mayıs 2007 günü bu danışıklı dövüşü ifşa etmek, hükümet ve ordu arasındaki bu iktidar savaşının yoksulları daha yoksul, mağdurları daha mağdur, ezilenleri daha da ezilen kılmaktan başka bir işe yaramayacağını haykırmak için toplananlar ise susturulmaya çalışıldı.
1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananları “faşist devletlerde bile görülmemiş uygulamalar” olarak nitelendirenler ve o gün polisin uyguladığı vahşetten dolayı sadece İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nü suçlayıp onları istifaya davet edenler, vali ve emniyet müdürünün AKP’li İçişleri Bakanı Abdülkâdir Aksu’nun emri ve bilgisi dâhilinde hareket ettiğini gözden kaçırdılar. Zira birçoklarımız için son günlerdeki çıkışlarıyla AKP hükümeti, TSK’nin muhtıralarına karşı, darbe çığırtkanlıklarına karşı, emekli subayların dolduruşlarıyla Ankara’da ve İstanbul Çağlayan’da toplanan laikliğin, ayrımcı ve ırkçı bir Türklük tanımının fanatikçe ve adeta yobazca savunusunu yapanlara karşı, anlı şanlı bir demokrasi direnişinin sembolüydü.
Oysa nasıl da yanılmıştık bir kez daha.
Okumaya devam et

Nokta Dergisi’ne Yapılan Baskını Kınıyor, Derginin Kapatılmasından Üzüntü Duyuyoruz

nokta.jpg Bu ülkenin çok iyi bilinen ama tartışılmayan sorunlarını çarpıcı bir dille gün yüzüne çıkartan, başka basın-yayın kurumlarının ellerine geçtiği halde yayınlamaktan kaçındıkları haberleri gündeme taşıyan ve son 3-4 aydır büyük bir ilgi ve beğeniyle takip ettiğimiz Nokta Dergisi'ne 13 Nisan Cuma günü Genelkurmay kararıyla hareket eden polislerce yapılan baskını kınıyoruz. Baskın sırasında odalarına girmeleri engellenen, itilip kakılan, psikolojik şiddete maruz kalan tüm dergi çalışanlarına da geçmiş olsun diliyoruz. Bu baskın, hukuksal dayanaksızlığı ve basın özgürlüklerine darbe vurulmasının ötesinde ülke içindeki tüm otonom ve özgürlükçü oluşumlara karşı başlatılan korkutma, sindirme ve yıpratma politikasının bir parçasıdır. Nokta Dergisi'nin ortaya çıkardığı darbe planlalarını ört bas etmeye çalışanlar, yüzbinleri kışkartarak Ankara sokaklarına döküyorlar. Televizyonlara çıkıp işgal planlarını açıklıyor; halkların kardeşliğini karşılarındaki en büyük engel olarak tanımlıyorlar. Her şey apaçık ortada. Elitist, şoven ve ayrımcı bir milliyetçiliğin dilini kullanan muktedirler, aynı toprakları paylaşan insanları birbirlerine düşürmek üzerinden iktidarlarını pekiştirmenin telaşına düşmüş durumdalar. 1930'lar Almanyası'nda da cumhuriyetlerine sahip çıkan emekli askerlerin de üyesi olduğu SS ve SA'ların yürüyüşleriyle başlayan hareketin yol açtığı vahim tarihsel olaylar hepimizin malumu. Maalesef, bugünlerde izlediğimiz görüntüler, bizleri en çok o günleri çağrıştırıyor. Bu savaş, iktidarların kendisi arasındaki savaştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine söz söyleyen taraflar halkları kışkırtarak kendi oyunlarına alet ediyorlar. Herhangi bir tarafla ilişkilenmekten kaçınan Nokta gibi dergiler ise dayatılan herhangi bir tarafı tutmak yerine iktidar ilişkilerini bir bütün olarak sorguladığı, bu oyuna alet olmadığı için saldırıya uğruyor. Unutmayalım ki, Hrant Dink de isminin çatışan herhangi bir tarafla anılmasını istemediği ve insanları birbirine düşürenin bizleri bir taraf tutmaya zorlayan iktidar olduğunu söylediği için muktedirlerin iktidarını tehdit etmiş ve hunharca katledilmişti. Tüm bunlar elbette, bizlerin gözünün korktuğunun değil muktedirlerin aslında ne kadar zayıf, kırılgan ve korkak olduğunun göstergesidir. O zaman onları korkutmaya, iç yüzlerini ortaya dökmeye devam edelim. Onlar her gün kapatsa da biz yine başka bir Nokta'da karşılarına çıkalım. Bizim için öngördükleri taraflardan hiçbirini tutmadığımızı, ürettikleri ayrımcı ve ırkçı dilin yerine farklı halkların birbirleriyle kardeşliğini savunduğumuzu söyleyelim. Her yerde yazalım, çizelim, ifşa edelim, virgüllerle, noktalarla parçalayalım bu gidişi. Ta ki, faşizmin ve ırkçılığın diline son Nokta'yı koyana kadar.

Davetsiz Misafir Dergisi Yazarları
Boğaziçi Üniversitesi'nden Öğrenciler
Columbia Üniversitesi'nden Türkiyeli Öğrenciler

İmza Kampanyaları> Türkiye Kyoto’yu İmzala – Hrant Dink’in Katillerini İfşaya Çağrı – Güneydoğu’da Sivil Çözüm

Hali hazırda internette sürmekte olan üç önemli imza kampanyasi var.

Kampanyalardan birincisi küresel ısınma amblem01.giftehdidine karşı uluslararası ekolojik düzenlemeleri öngören ve dolayısıyla ağır sanayii ve aşırı enerji tüketimine karşı birtakım kısıtlamalar getiren Kyoto Protokolü’nü bugüne kadar imzalamamış olan Türkiye’yi anlaşmayı imzalamaya davet eden bir bildiriyi imzaya açıyor. Destek vermek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
http://www.kyotoyuimzala.com/

İkinci kampanya “İfşaya Çağrı” başlığını taşıyor ve aşağıdaki şu cümlelerle, hepimizi Hrant Dink cinayetinin gerçek faili olan gündelik hayatlarımıza yayılmış mikro-faşizmi ifşa etmeye çağırıyor:hrant dink cenaze
“Biz, aşağıda imzası bulunan Türkiyeli vicdan sahipleri, 23 Ocak’ta Hrant Dink’in cansız bedeninin arkasında yürüyen kalabalığın saygılı sessizliğinin, ortak bir iradeye dönüşmesini istiyoruz. Irkçılığı milliyetçilik adı altında meşrulaştıranların, bu korkunç cinayetin işlenmesinde sorumluluk sahibi olduğunu biliyor, bu söylemi ifşa etmenin böyle bir sivil iradenin gereği olduğuna inanıyoruz.”
http://www.hrant-ve-biz.org/

Üçüncü kampanya Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yıllardır sürmekte olan kanlı çatışmalara bir son vermek için hepimizi “Sivil Çözüm”e çağırıyor. anti-militarizmSilahların ve şiddetin hiçbir sorunu çözmediği gibi acıları daha da onarılmaz hale getirdiğine dikkat çekilen bildiride, çatışma ortamının tamamen sona ermesi için, eylemde, fikirde ve yüreklerde silahların bütünüyle susması gerekiyor, deniliyor.
“Tek bir terörist kalmayıncaya kadar” diye başlayan militarist asayiş politikası, kanı durdurmuyor, kinci söylemi besliyor ve bölge üzerinde hesapları olan güçlere bağımlılığı arttırıyor. Oysa sorun bizim sorunumuz, hepimizin çabalarıyla ancak bu topraklarda çözülebilir. Öncelikle, devlet kurumlarından, çatışmaları ve ölümü değil, yaşamı siyasetin merkezine alan bir açılım talep ediyoruz. Çözümün sorumluluğunu, siyasi irade üstlenmelidir.
Imza vermek için: http://www.sivilcozum.org