“Günümüz bestecisi ölmeyi reddediyor”
Edgard Varese
“Bir parça ses alabilir, onu çalabilir, elimizde ufalanmasından endişe duymadan onunla oynayabiliriz. Bu basitçe sesin sonsuza kadar hatırlanacak bit’ler halinde depolanmasıyla ilgili.”
Paul Lansky
Flu
“İnsan” izole edilmiş bir varlığa karşılık olarak kullanılan ideal bir kavram. Kapalı bir bütünlükmüş gibi lanse edilse de, hukuk, eğitim vb. türlü sistemlerimiz insanın bu tür bir algısı üzerine inşa edilmiş olsa da (Şu bilgileri aklında tuttu. Bir eylem yaptı. Suç işledi: sorumluluk ona ait. Tüm bu sonuçların nedeni o = neden-sonuç zincirinde neden arayışının erken sonlandırılması) en basitinden onu alıp atmosferin dışına koyarsak veya belli bir sıcaklık aralığının dışına çıkarırsak, insan olma vasfını anında yitirecektir.
Bu şaşılacak/enteresan bir şey değil, sadece bilinçli olanların değil her türlü varlığın bir özelliği: sınırlarının kesin çizilememesi, varlığını diğer varlıklarla (çevresiyle) ilişkisi üzerinden/sayesinde sürdürmesi, bir şeyin o şey olma vasfının etkileşimlerine bağımlı olması… Tıpkı bir dağın olduğu yerde kalabilmesi için dünyanın çekim gücüne maruz kalması veya durduk yerde dağılıp gitmemesi için, parçaları, yani alt seviyedeki “bütünlük”leri, olan atomlar arasındaki bağlara ihtiyaç duyması gibi, insan da türlü fiziksel niceliklerin belli aralıklarında, belli maddesel/manevi çevrelerde varolabilen bir varlık, bunda gocunulacak bir şey yok.
Bence şaşırtıcı olan bizim nasıl olup da kendimizi çevresinden bağımsız bir kendi olarak algılayabiliyor olmamız. Bunun aralıksız propagandasına maruz kalmamızdan herhalde. Türlü kimlikler ve kimliğe dair muhabbetler, özne/nesne/yüklem ayrımı üzerine kurulu dil(bilgisi), çevre üzerinde mutlak bir kontrol/hakimiyet hissi, (kontrolden çekinmeme, kontrolün, en basitinden hareket ettirmenin doğal görülmesi), özel/cins isimler, irade üzerine çok düşünmemiş olma, alınan kararların ve yapılanların nedenleri hakkında kesinlik yanılsaması…
Oysa esas olan “flu”luktur. Kesin çizgi, ayırım yoktur. Netlik fotoğraflarda aranan yapay bir özelliktir. Hoca sınıfa baktığında sınırları belirlenmiş (üniforma ve altındaki deri), kendilerine ayrılan mekanlara (sıralar) konumlandırılmış, tek başlarına değerleri olan (not), birbirinden ayrı (matematikteki değişkenler terminolojisiyle birbirinden bağımsız ve böylece kontrol etmesi daha kolay) kişiler görmek ister. İçiçe geçmiş figürler, karışmış gazlar ve muğlaklık istemez. Psikoloji bir “ben”in oluşmasını esas hedef seçer. Onun yokluğu (veya çiftliği veya çokluğu veya diğerlerine geçişmişliği) olgunlaşamama, yetişkinliğe adım atamama, toplumsal hayata bir birey olarak katılamama demektir.
Özellikle organizasyonsal varlıklarda bu çevreye bağımlılık daha da yüksek. Bir miktar boyayı rastgele saçtığımızda, “saçılmış bir boya var”, demekten fazlasını yapamazken, aynı boya bir resim oluşturacak şekilde bir araya getirildiğinde bir eserin varlığından söz edebiliyoruz. Onun “resim” oluşunu, dolayısıyla bir resmin varolmasını da, onda bir desen algılayabilme yetisine sahip zihinlerin bulunduğu etrafı belirliyor.
Okumaya devam et