Siyah Hatıralar Denizi

Kitap Eleştirisi:
Siyah Hatıralar Denizi
Mehmet Açar

İletişim Yayınları, 2000

“Gidemeyeceğimiz yer yok. O inanışla, özgüvenle dopdolu, yola çıktık başka dünyalara. Peki ne yapacaktık o dünyalarla? Ya biz onların efendisi olacaktık ya da onlar bizim: Yetmezlik içindeki zihinlerimizde tek düşünce buydu!”
Stanislaw Lem’in, bilimkurgunun klasikleri arasında yerini almış olan ünlü “Solaris” romanından yapılan bu alıntıyla açılıyor Siyah Hatıralar Denizi. Lem’in bu sözleri aslında kitap boyunca süregidecek olan tartışmanın da habercisi. Kuzeydenizi kıyılarında, her daim karanlık ve karlı Nordzest isimli bir kasabaya iki intiharla ilgili sır perdesini aralamak için gelen bir ajanın gözünden anlattığı sürükleyici eserinde, pozitivizmi, bilimin rehberliğine olan sonsuz güveni, ilerlemeci ve yayılmacı modernist anlayışı eleştiriyor Mehmet Açar. Bu yaklaşımıyla da yıllar boyunca, ABD’de daha 1960’larda sona eren teknoloji hayranı, bilime tapınan bilimkurguya bağlı kalan Türkiyeli bilimkurgu yazarlarından hemen ayrılıyor.
Kitapta olaylar, yaşadığımız zamanın yüz elli, iki yüz yıl kadar ilerisinde geçiyor. AIDS türevi büyük bir salgının ardından dünyada yaşayan yaklaşık sekiz milyar insanın büyük bölümü ölmüş, geriye kalan ve ne zaman aktifleşeceği meçhul virüsü vücutlarında taşıyan insanlar da bir an önce dünyayı terk edip uzaya çıkma, yerleşilecek yeni bir gezegen bulma telaşına düşmüştür. Büyük salgının sorumlusu olarak görülen bireyci haz ahlakı ve kapitalist tüketim düzeni terk edilmiş, ulus-devlet ortadan kalkmış, insanlık “Birleşik Federasyonlar Parlamentosu” adı altında kominal ve otonom bir tarzda örgütlenmiştir. Kahramanımız işte böyle bir dünyada, BFP’ye doğrudan bağlı Soğuk İstasyon adlı bilimsel araştırma merkezi üyelerinden ikisinin başına gelen şüpheli intiharları araştırmak üzere gönderilir ve Nordzest’teki yegâne otel olan Ennoia’ya (Yunanca “kader” anlamına geliyor) yerleşir. Bir süre sonra, son derece kafkaesk tarzda döşenmiş olan otelimizde tuhaf şeyler yaşanmaya başlayacaktır. Çok uzun süren irade dışı uykuların ardından uyandığında koridorlarda anlam veremediği halüsinasyonlar gören kahramanımız, neden sonra otelin bu uykular esnasında zihnini incelediğini anlayacaktır. Ennoia Oteli adeta yaşayan bir organizma gibidir. Lem’in, yaşayan ve uykuda zihinleri tarayıp daha sonra halüsinasyonlar yaratan Solaris Gezegeni’nin bir benzeridir Ennoia Oteli. Çok geçmeden kahramanımız, oteldeki bu tuhaf olayları araştırmak üzere farklı zaman boyutlarında yaşayan ve bu nedenle birbirleriyle karşılaşmayan sosyal bilimci kongre üyeleri, memurlar ve doğrudan BFP’ye bağlı olan Soğuk İstasyon çalışanları gibi farklı grupların varlığını fark edecektir.

Tıpkı Solaris Gezegeni’nde oluşan tuhaf şekilleri nafile bir çabayla sınıflandırmaya çalışan bilim adamları gibi, Ennoia’daki her çalışma grubu da otelin işaretlerini farklı farklı kavramsallaştırmaya çalışmaktadır. Mehmet Açar’ın ironisi işte bu noktada göze çarpıyor. Örneğin kongre üyelerinin “Hayal Odası” olarak adlandırdıkları oluşumu, Soğuk İstasyon Çalışanları katı bir bilimsellikle “bir enerji alanı” olarak tanımlamakta ısrar ediyor. Kuvvetli bir enerji alanının “Siyah Hatıralar Denizi” olarak tanımlaması yaşlı bilimadamları tarafından gülünç bir şiirsellik olarak görülse de, aslında aradan geçen yılların ardından Ennoia otelinin bu bilimsel anlamlandırma ve kategorize etme çabalarına verdiği yanıt koca bir hiç olarak kalıyor. Otel bir taraftan, bilim her şeye kadir değildir mesajını verirken diğer taraftan da insanlara, kendi içinize dönün, uzayı değil hemen burnunuzun ucundaki kendi gezegeninizi keşfedin, onu iyileştirmeye çalışın demekte aslında. Siyah Hatıralar Denizi boyunca sorgulanan bir diğer nokta da işte bu: Burnunun ucundakini görmekten aciz histerik bir ilerlemecilik ve yayılmacılık. BFP, tüm imkanlarıyla uzaya açılmaya çalışmaktadır ve bu esnada hem içinde yaşanılan dünyanın iyileştirilmesi ihmal edilmiş, hem de BFP, tıpkı Sovyetler’de olduğu gibi, son derece katı ve totaliter bir yapıya bürünmüştür. İşte tam bu noktada Ennoia Oteli, mistik dokunulmazlığı sayesinde sistem karşıtları için yegâne özgürlük alanına dönüşmüştür. Mehmet Açar, kitaptaki bu siyasi sorgulamasında gittikçe bürokratikleşen sosyalist BFP rejimine karşı tercihini liberallerden değil liberterlerden (anarşistlerden) yana kullanıyor. Ursula K. LeGuin’in Mülksüzler’indeki, anarşizmi muhafazakârlaştıran Annares’e benziyor büyük salgın sonrası dünyasının ikinci kuşakları. Mehmet Açar, BFP’yi kuran ve bürokrasiden nefret eden ilk kuşağın devrimci anlayışına geri dönülmesi gerekliliğini aktarırken belki de LeGuin’in ünlü sözünü, “gerçek yolculuğun geri dönüş olduğunu” fısıldıyor bir kez daha kulaklarımıza. Ennoia Oteli de bu yolculuğun uğrak yeri oluyor bu durumda…
Stanislaw Lem ve Ursula LeGuin dışında, Borges, Kafka, Stephan King, Hermann Hesse gibi yazarlardan da esinlenmeler içeriyor Siyah Hatıralar Denizi. Bu esinlenmeler, bazen her bölümün başında söz konusu yazarlardan yapılmış alıntılar, bazen de bu yazarların romanlarından alınmış karakterisimleri (Jean Gibarian, Chris Torrence, Barnabas) ile karşımıza çıkıyor. (Etkilendiği kitaplara ve yazarlara, eserinde bu kadar iyi teşekkür eden başka bir yazarın henüz saptanamadığını da belirtmek gerekir.)
Kısacası, tanıdık olmadığımız, daha önce karşılaşmadığımız çok da yeni bir soru sormuyor aslında Mehmet Açar kitabında. Ama bildiğimiz zaman kavramından bilime, ilerlemecilikten bürokrasiye yönelen eleştirel düşüncelerini merak öğesini sürekli ayakta tutan ve sürprizlerle ilerleyen bir kurguyla harmanlayarak kanımca bugüne değin yazılmış en yetkin, en sorgulamacı ve en sürükleyici Türkçe bilimkurgu romanını bizlere sunuyor. 2000 yılında basılmış olan Siyah Hatıralar Denizi’ni bugüne kadar keşfetmemiş olmaktan dolayı hayıflandım doğrusu, zira Mehmet Açar kitabıyla Türkçe bilimkurgu yazmaya çabalayan ve her daim “Türkiyeli bilimkurgu mu olurmuş!” söylemine maruz kalan genç yazarlara, adeta “işte alın bakın oluyor” dercesine bir özgüven veriyor. Sanırım yukarıda okuduğunuz bütün bu tanıtım yazısının da kaleme alınış nedeni bu.

Yazar Hakkında: Mehmet Açar 1963 yılında Konya’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nin ardından Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. 1991 yılından itibaren basın sektöründe çeşitli dergilerde çalışmaya ve film eleştirileri yazmaya başladı. İlk hikaye kitabı “Anarşik Rehavet” 1998’de yayımlandı. Halen “Sinema” dergisinin genel yayın yönetmenliğini sürdürmekte.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s