
SİYAHİ YAZ 2007
İÇİNDEKİLER
CEMAL SELBUZ: Azatutyan Canaparhin Anarxistmi: Aleksander Atabekyan
PYOTR KROPOTKIN: Düzen Üzerine
AYDIN EKİM SAVRAN: Yerli Malı Anarşizm Batı Dışı Anarşizm Meselesine Hamaset Gütmeyen Bir Bakış
BÜLENT USTA: Durdurulamayan Diyalog 1
KÜRŞAD KIZILTUĞ: Toplumsal Radikalizmin Coğrafyası
AYŞE DENİZ TEMİZ: Yalnız Gezenin AB Düşleri ve Kitlenin Dehşeti “Harda bir elit görirem balam korkirem!”
CANAY ÖZDEN: Adı Konamayan Irkçılık Usulca Düşman Bellenenler ve Yaygın Pratikler
ALİ KARABAYRAM: Hangi Kentin Yerlisi?
K. MURAT GÜNEY: Türkiye’de Irkçılık ve Devlet
ELIZABETH A. POVINELLI: Utanmaksızın: Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve ‘Yeni’ Kültürel Tekyanlılık
HADE TÜRKMEN: Fatsa Fikri Üzerine
GÜLSELİ İNAL: Mor Güneş
SİBEL YARDIMCI: Toplayıcılardan Ne İstiyoruz Biz? (veya) Toplayıcılar Bizden Ne İstiyor?
ONUR BAYSAL: İstanbul’un Gülsuyu ve Gülensu
Mahallelerinde, Planlamanın Mekân Siyaseti ve Direnişler
ENİS AKIN: Bir Gece Seninle Sınırı Aştık
EVRİM ALATAŞ: Allah Seni Star Etsin!
JACQUES RANCIÈRE: Cahil Hoca
NİL ÖZÇELİK: Batılı Kadının Bakış Açısıyla “Oryantalizm”: Lady Mary Wortley Montagu ve Demetra Vaka
MITCHELL VERTER: Öteki İnsanın Anarşisi: Levinas ve Anarşizm
ANDREW ROBINSON: Kurucu Eksikliğin Politik Teorisi: Bir Eleştiri
SADIK EROL ER: Emil Cioran Sözlüğü
KİTABÎ – TARIK AYGÜN: Anarşizm Neşesi
Polisi Mahkum Eden Katil: "Zodiac"
“Altyazı Sinema Dergisi'nin Mayıs 2007 sayısında yayımlanmıştır.”
David Fincher, izleyicilerini şaşırtmaya devam ediyor. Fincher’in Dövüş Kulübü’ndeki yıkıcı ve bir o kadar da yaratıcı tutkusu, bu kez polisiye türünü baş aşağı çevirdiği ve izleyicisini iyi polis kötü katil arasındaki alışıldık oyunu kökten bir biçimde sorgulamaya zorladığı Zodiac filminde yeniden karşımıza çıkıyor.
Zodiac, 1960’lar ve 70’lerde Kaliforniya bölgesinde ve özellikle San Fransisco şehri çevresinde yaşanan birtakım seri cinayetleri konu alan Robert Graysmith’in aynı isimli kitabının bir uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor ilk etapta. Ama aslında izleyicisine sıradan bir kitap uyarlamasından çok daha fazlasını vaad ediyor. Zira kendisini Zodiac olarak tanıtan bir katile atfedilen cinayetlerin korkunç görüntüleriyle açılan Fincher’ın filmi, bir süre sonra, bu seri cinayetleri anlatan bir korku-gerilim filminden ziyade bir cinayetin nasıl anlamlandırıldığına, bir suçun nasıl kategorize edildiğine, bir suçlunun nasıl tanımlandığına dair ilkeleri sorgulayan bir kara mizah anlatısına dönüşüyor. Zodiac filmi, aynı isimli kitabın bir uyarlaması olmanın ötesinde bu kitabın nasıl yazıldığının bir anlatısı aslında. Dolayısıyla, Zodiac’a bir korku-gerilim-polisiye filmi izleme arzusuyla giden izleyiciyi tıpkı daha önceki filmlerinde yaptığı gibi bu kez de şaşırtıyor David Fincher. Zaten filmi izleyenlerin yaptıkları yorumlara bakıldığında, bir polisiye-gerilim filmi izleme beklentisiyle sinemaya gidenlerin oldukça sıkıldığı anlaşılıyor. Zira Zodiac, alıştığımız polisiye filmlerden bir hayli farklı bir şekilde, sonunda nihayete erdirilen değil asla çözülemeyen bir sırrın anlatısını işliyor. Suçun veya suçluların değil, cinayetlerin sırrını çözmeye çalışanların sonunda mahkum olduğu ve bu uğurda hayatlarını tükettikleri farklı bir polisiye film anlatısı ile karşımıza çıkıyor Fincher.
Okumaya devam et
Ankara'da Patlayan Bomba Kimlerin İşine Yaradı?
22 Mayıs'ta Ankara Anafartalar Çarşı'nda gerçekleştirilen bombalı saldırının zamanlaması ve saldırının ardından yapılan çelişkili açıklamalar akılları karıştırmaya devam ediyor. Saldırının hemen ardından, patlamanın üzerinden daha bir saat geçmeden, sanki “bu sefer MGK'yı çarşıda toplayalım” diye önceden sözleşmişçesine olay yerinde bitiveren kuvvet komutanları ve TSK üst yönetimi ile hükümet, vali ve emniyet erkânının, televiyonlara çıkıp daha ölenlerin kanı kurumadan ve bu eylemin ardındaki failler hakkında henüz en ufak bir kanıt yokken belli bazı grupları yine önceden sözleşmişçesine hedef göstermeleri düşündürücüdür.
Okumaya devam et
Hürriyet Gazetesi'nin Irkçı Yüzü
Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü her sene kültürel çeşitlilikten, farklılıklar içinde barıştan dem vuran etkileyici dans-müzik performansları hazırlıyor. Bu senenin gösterisi beş dilde “Hepimiz” adını taşıyor; Rum, Kürt, Alevi, Ermeni ve Roman bölümlerinden oluşuyor. Bu durum 16 Mayıs 2007 tarihli birkaç gazetenin ilgisine mazhar olmuş olmalı ki, performans hele bir de yabancı bir heyet önünde sergilenip işin içine “Türkiye’yi tanıtma” iştigali girince performansı manşetlerine çıkarmışlar. Hürriyet gazetesi gösteride Kürtçe şarkılar söylenmesini, dansçıların “peşmerge kıyafetleri” olarak adlandırdıkları kıyafetlerle Nevruz ateşi üstünden atlamalarını, türbanlı bir kadının “Okuma hakkımı istiyorum” yazısıyla gösteride yer almasını hayrete düşmüş bir dille anlatıyor. Hele hele türbanlı bir kadının elektro gitar çalmasını hiç anlamlandıramıyor. İşin ilginci, gazete bu durumun neden Türk milletinin bekası için tehlike arz ettiği hakkında hiçbir yorum yapmaya gerek duymadan bu “küstah” olayları tasvir etmekle yetiniyor, yorumunu “Tuhaf Şov”, “Boğaziçi’nin Türkiyesi”, “Türban Şov” gibi manşetlerle belirtmekle yetiniyor. Daha ajitatif bir gazete ise (Takvim) heyecanına hâkim olamayarak tek kelime Türkçe konuşulmadığını haber içinde üç dört defa tekrar etmekte ve performansı “Şok Tanıtım” olarak tasvir etmekte. Ne de olsa Türkiye’ye dair söyleyebilecekleriniz hakkında yaratıcı olmanız gerekmez, kendi hikayenizden değil devlet babanınkinden ve Türkçe olarak bahsetmeniz gerekir.
Okumaya devam et
Peter Nasıl Örümcek oldu?
Yazan: Işık Barış Fidaner
Sıradan bir öğrenci yaşantısı olan Peter Parker, nasıl olur da gökdelenlerin damlarında gezen bir “süper-kahraman” olur çıkar? Böyle bir öyküyü beyaz perdede inandırıcı kılmak, herhalde çeşit çeşit, renk renk kostümlü olağanüstü tiplere alışık olan çizgi romanların dünyasında olduğundan daha zordur. Radyoaktif örümcek ısırınca süper güçler kazanılır mı bilinmez; ama gerçek insanlar gördüğümüzde gerçekçi tepkiler bekleriz. İyilerin iyi, kötülerin kötü olmak için sebeplere ihtiyacı vardır. Buna saf iyi ve kötünün olmadığı, bunların zaman zaman birbirine karıştığı ikilemler de eklenirse; ilk bakışta basit görünebilen bir süper-kahraman öyküsünün nasıl zorluklar içerdiği ortaya çıkar.
Bu yazıda, sorduğumuz sorunun rehberliğinde, iki film boyunca olan olayların akışına şöyle bir göz atacağız.
“Fedakarlık”
Peter, zeki ve çalışkan (gözlüklü!) bir öğrencidir. Ben amcası ve May halası ile yaşamaktadır. Pek sosyal olduğu söylenemez, okulda fazla arkadaşı yoktur, altı yaşından beri kapı komşusu ve aynı zamanda okul arkadaşı olan Mary Jane’e olan ilgisini açmaya çekinmektedir.
Okumaya devam et
1 Mayıs Halklara Karşı AKP – TSK İttifakı
1 Mayıs 2007 birçoklarımız için Türkiye’de iktidar ilişkilerinin nasıl işlediğinin bir kez daha ifşa olduğu bir gün oldu. Günlerdir süren cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışması sırasında şiddetle çatıştıkları gözlenen AKP hükümeti ve karşısındaki CHP-TSK-Emekli Subaylar ittifakı, 1 Mayıs 2007 günü sokaklara dökülen emekliler, işçiler, işsizler, öğrenciler, sendikalılar karşısında aralarındaki sözde kavgayı şaşırtıcı bir ivedilikle unutup sokaktaki halklara el birliğiyle saldırdı.
Evet, 1 Mayıs 2007 günü Anayasa Mahkemesi’nin aldığı cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal kararı ve hemen akabinde erken seçimler konusunda sağlanan mutabakat ile günlerdir cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla AKP ve TSK arasında süre giden danışıklı dövüş sona erdi. Koparılan onca fırtına bir anda yerini sükunete bıraktı. İktidarlar kendi aralarında anlaşmıştı. Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt buluşup tokalaştı. Aynı 1 Mayıs 2007 günü bu danışıklı dövüşü ifşa etmek, hükümet ve ordu arasındaki bu iktidar savaşının yoksulları daha yoksul, mağdurları daha mağdur, ezilenleri daha da ezilen kılmaktan başka bir işe yaramayacağını haykırmak için toplananlar ise susturulmaya çalışıldı.
1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananları “faşist devletlerde bile görülmemiş uygulamalar” olarak nitelendirenler ve o gün polisin uyguladığı vahşetten dolayı sadece İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nü suçlayıp onları istifaya davet edenler, vali ve emniyet müdürünün AKP’li İçişleri Bakanı Abdülkâdir Aksu’nun emri ve bilgisi dâhilinde hareket ettiğini gözden kaçırdılar. Zira birçoklarımız için son günlerdeki çıkışlarıyla AKP hükümeti, TSK’nin muhtıralarına karşı, darbe çığırtkanlıklarına karşı, emekli subayların dolduruşlarıyla Ankara’da ve İstanbul Çağlayan’da toplanan laikliğin, ayrımcı ve ırkçı bir Türklük tanımının fanatikçe ve adeta yobazca savunusunu yapanlara karşı, anlı şanlı bir demokrasi direnişinin sembolüydü.
Oysa nasıl da yanılmıştık bir kez daha.
Okumaya devam et
Nokta Dergisi’ne Yapılan Baskını Kınıyor, Derginin Kapatılmasından Üzüntü Duyuyoruz
Bu ülkenin çok iyi bilinen ama tartışılmayan sorunlarını çarpıcı bir dille gün yüzüne çıkartan, başka basın-yayın kurumlarının ellerine geçtiği halde yayınlamaktan kaçındıkları haberleri gündeme taşıyan ve son 3-4 aydır büyük bir ilgi ve beğeniyle takip ettiğimiz Nokta Dergisi'ne 13 Nisan Cuma günü Genelkurmay kararıyla hareket eden polislerce yapılan baskını kınıyoruz. Baskın sırasında odalarına girmeleri engellenen, itilip kakılan, psikolojik şiddete maruz kalan tüm dergi çalışanlarına da geçmiş olsun diliyoruz. Bu baskın, hukuksal dayanaksızlığı ve basın özgürlüklerine darbe vurulmasının ötesinde ülke içindeki tüm otonom ve özgürlükçü oluşumlara karşı başlatılan korkutma, sindirme ve yıpratma politikasının bir parçasıdır. Nokta Dergisi'nin ortaya çıkardığı darbe planlalarını ört bas etmeye çalışanlar, yüzbinleri kışkartarak Ankara sokaklarına döküyorlar. Televizyonlara çıkıp işgal planlarını açıklıyor; halkların kardeşliğini karşılarındaki en büyük engel olarak tanımlıyorlar. Her şey apaçık ortada. Elitist, şoven ve ayrımcı bir milliyetçiliğin dilini kullanan muktedirler, aynı toprakları paylaşan insanları birbirlerine düşürmek üzerinden iktidarlarını pekiştirmenin telaşına düşmüş durumdalar. 1930'lar Almanyası'nda da cumhuriyetlerine sahip çıkan emekli askerlerin de üyesi olduğu SS ve SA'ların yürüyüşleriyle başlayan hareketin yol açtığı vahim tarihsel olaylar hepimizin malumu. Maalesef, bugünlerde izlediğimiz görüntüler, bizleri en çok o günleri çağrıştırıyor. Bu savaş, iktidarların kendisi arasındaki savaştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine söz söyleyen taraflar halkları kışkırtarak kendi oyunlarına alet ediyorlar. Herhangi bir tarafla ilişkilenmekten kaçınan Nokta gibi dergiler ise dayatılan herhangi bir tarafı tutmak yerine iktidar ilişkilerini bir bütün olarak sorguladığı, bu oyuna alet olmadığı için saldırıya uğruyor. Unutmayalım ki, Hrant Dink de isminin çatışan herhangi bir tarafla anılmasını istemediği ve insanları birbirine düşürenin bizleri bir taraf tutmaya zorlayan iktidar olduğunu söylediği için muktedirlerin iktidarını tehdit etmiş ve hunharca katledilmişti. Tüm bunlar elbette, bizlerin gözünün korktuğunun değil muktedirlerin aslında ne kadar zayıf, kırılgan ve korkak olduğunun göstergesidir. O zaman onları korkutmaya, iç yüzlerini ortaya dökmeye devam edelim. Onlar her gün kapatsa da biz yine başka bir Nokta'da karşılarına çıkalım. Bizim için öngördükleri taraflardan hiçbirini tutmadığımızı, ürettikleri ayrımcı ve ırkçı dilin yerine farklı halkların birbirleriyle kardeşliğini savunduğumuzu söyleyelim. Her yerde yazalım, çizelim, ifşa edelim, virgüllerle, noktalarla parçalayalım bu gidişi. Ta ki, faşizmin ve ırkçılığın diline son Nokta'yı koyana kadar.
Davetsiz Misafir Dergisi Yazarları
Boğaziçi Üniversitesi'nden Öğrenciler
Columbia Üniversitesi'nden Türkiyeli Öğrenciler
Hrant Dink’i Kim Öldürdü?
Kuruluşunda ve işleyişinde ırkçılığa başvurmamış hiçbir modern devlet anlayışı yoktur.
-Michel Foucault-
Hrant Dink, 19 Ocak’ta öldürüldü, öldürüldüğü günden bu yana cinayetin gerçek faili aranıyor, ne var ki, hala uzlaşma sağlanamadı.
Bir cinayetin faili ve azmettiricisi olarak belki de bugüne kadar hiç bu kadar çok kişinin, grubun ve görüşün adı geçmemiştir. Hiç bu kadar çok gerçek ve tüzel kişilik zan altında bırakılmamıştır. Zanlılar listesi, elbette listeyi açıklayanların görüşlerine göre değişmektedir. Katil kimine göre Ogün Samast’tır, kimine göre ‘derin devlet’, kimine göre 301. madde. Kimine göre de milliyetçi basındır Hrant Dink’i öldüren. Ne var ki, bugüne kadar gündeme gelen tüm bu birbirinden farklı, hatta birbirine karşıt suçlamaların ilginç bir ortak paydası vardır: Cinayetin failleri türlü türlüdür, ama en nihayetinde bu cinayet, bir başkası tarafından, bizden olmayan bir iktidar tarafından ve bizim dışımızda gelişen dinamikler nedeniyle işlenmiştir. Peki, Ogün Samast’ı derin devletten, derin devleti görünürdeki devletten, görünürdeki devleti de kendimizden ayırmak, kısacası kendimizi böylesi bir iktidarın dışında konumlandırmak gerçekten bu kadar kolay mıdır? Bugünlerde sormayı unuttuğumuz soru, iktidarı ve yasalarını, sanki bizden ayrı faillermiş gibi tasavvur eden böylesi bir iç ve dış ayrımı yapıp işin içinden sıyrılıp sıyrılamayacağımızdır.
Okumaya devam et